Herkes Kendi Dünyasının Peşinde

Herkes kendi dünyasının peşinde, kendi içerisinde çizdiği alanları dünyaya uygulamanın isteği üzerine yaşar. Kendisine göre iyi ya da kötü; güzel veya çirkin her şeyin evrenin kurallarına, genel ahlak düzenine ve toplum normlarına uygun ve elverişli olmasını ister. Farklılaşmak, doğası gereği insanda bulunmayan bir özelliktir. Tüm insanların kendi yapısı ve karakterine uygun formatlarda olmasını isteyen insanlar, bunu tüm evrene uygulamanın imkansız olduğu düşüncesini hissettikleri anda en yakınındakilerden başlayarak değiştirmeye başlar.

Mesela çevresindeki insanların olaylara onun gibi tepki vermesini, güldüğü durumlara onun gibi gülmesini ister. Mesela tarih ve siyasete bakış, onun baktığı ve tutumları gibi olmalıdır. Bu mümkün müdür?

İlişkilerde değiştirmeye ve yapılandırmaya çalışmak, yapılabilecek uğraşlar ve hedefler arasında, belki en rasyonel ama bir bakımdan en faraza işlerden biri olabilir. Rasyoneldir çünkü insan kendi gibi olan insanlarla daha iyi anlaşacağına inanır. Farazidir çünkü insan, kendi gibi davranan ve düşünen başka insanlardan kısa bir süre sonra nefret edecektir. Çünkü standartlaşma ve tek tip tepkiler bunalıma ve yığılmaya yol açar. Örneğin tek tip tepkiler, ilerleme ve gelişmenin en büyük düşmanıdır. Hem ülkeler hem de kişiler nazarında bu böyledir.

Aynı zamanda herkes kendi Türkiye‘sinin, sınıfının, arkadaş çevresinin peşinde. Bazı gerçeklikleri ne kadar biliyor olsak da etrafımızdakileri bizleştirme‘nin çabası içinde oluyoruz. Bunun altında yatan sebep tektir: Kişi yalnızca kendisinden emindir, başkalarını kendisi gibi yapma uğraşı o kişinin sadece yaşam alanını daha güvenli kılmak içindir. Ve aynı zamanda geleceğine hükmetme kaygısı da.

Çevremizde koşturan insanların bizle aynı şeyleri hissetmesini istiyor fakat aynı zamanda, benzer hikayeleri tekrar tekrar dinlemek istemiyoruz; herkes bizle aynı düşünsün istiyor fakat farklı düşünen birileri ile tartışmak istiyoruz; hem bir şeyi çok istiyor ama o şeyin gerçek anlamda olmasını hiç istemiyoruz.