İşten Ayrılmanın Verdiği Hüzün

İşten ayrılmanın verdiği hüzün başka yerde, başka şeylerde yokmuş, ben onu anladım. Kovulmak ya da bir olay yüzünden değil, kendi rızanızla, bir sebepten ötürü işten ayrılmak hakikaten en zor anlardan, en zor kararlardan biriymiş meğer. Ne kadar zor ve zahmetli olsa da insan, alıştığı bir işten çıktığı zaman anlamsız bir boşluğa düşüyor nedense.

Son mesai, son çalışma günü, arkadaşlarınla çalışacağın, aynı havayı soluyacağı son gün, meğer ağlamamak için kendini zor tutmak zorunda kalmak da olabiliyormuş. Öyle zannetmezdim ben, nasıl olsa iş bu. Biri çıkar, öteki girer. Sen o işten çıkarsın başka bir işe girer belki daha mutlu olursun ya da tam tersi özlersin derdim. Ama yaşanmışlık denilen bir şey vardı ki sizi tüm diğer duygulardan daha çok kendisine çekiyor, sizi duygulandırıyor, ne kadar da kendi rızanızla olsa bile ‘gitme, kal’ dedirtiyordu.

İlginç bir durumdu. Özellikle sizi, çalıştığınız yere bağlayan birinden ayrılma söz konusu olduğunda, bir köşeye kapanıp, birkaç müzik açmak ve kendinizle baş başa kalma ihtiyacını derinden duyuyorsunuz. Yalandan bir vedalaşma ve resmi bir ayrılığın aşamalarını yazdığınız vakit ellerin titremesi ve bir türlü yazma isteğinin gelmemesi de yine işten ayrılmanın derin hüznüne tabi. Unutur musunuz? Her şeyi. İşten ayrılmanız sizde en fazla bir ay etki yaratır. Sonrasında alışırsınız. Size orayı hatırlatan ne varsa güzel bir anı olarak kalır sadece. Taze bir tebessüm kondurursunuz yüzünüze ve kalbinizin hafiften daraldığını ama bu daralmanın iyi bir şey olduğunu bilerek iç geçirir, karnınızda yine anlamsız bir sancı olur ama yine bu da tatlı bir sancı olarak bir süreliğine devam eder.

Uzun lafın kısası, işten ayrılmak her zaman sevinçli karşılanan, havalara uçulan bir olay olarak algılanmamalı. Atılmak ya da kovulmak farklı, kendi isteğinizle çıkmak apayrı bir durumdur. Tek tesellim, kısa sürmesi. Yoksa size her an orayı, oradakileri, onu hatırlatıyor. Dayanılmaz.