İstikrardan Kast Edileni Yanlış mı Anladık?

İstikrardan kast edileni yanlış mı anladık? İstikrar, Arapça kökenli bir kelime; “tekrar” kelimesi de buradan türemiştir. Kerra, kelimenin orijinal ve mücerret halidir. Tekrar, mükerrer, istikrar kelimeleri de yine aynı kökten gelir. Fakat bu kelimelerden biri, bizim için oldukça önemli: İstikrar. Peki biz istikrardan kast edileni yanlış mı anladık?

İstikrar, sürekli aynı şeylerin tekrar etmesi ve kullanılması anlamına gelir. Zira bu, yönetimde de aynı kapıya çıkar. Örneğin bir partinin 16 senedir tek başına iktidar olması gibi. Fakat bu istikrar olabilir mi?

Kavramsal olarak baktığımızda bu bir istikrar. Nitekim ortada uzunca bir süre var: Dile kolay 16 yıl. Peki geçen bu süre içinde hangi konularda istikrarlı olabildik? Eğitim? Ekonomi? Dış politika?

Sanırım hiçbirinde. İstikrarlı bir şekilde kötü yönetilen Türkiye’de, 16 senede pek çok şey değişti. Ekonomiden eğitime; dış politikadan vizyona kadar pek çok şeyde radikal değişiklikler yaşandı, yapıldı. Hukuk sistemi altüst edildi, bürokratik düzen derdest edildi ve daha korkuncu kurumlar, birilerinin hesabına çalışan merciler haline geldi.

Diktatörler İstikrar İster 

Diktatörler de en çok istikrarı severler. Çünkü kendi istediklerini yapabilmek ve uygulayabilmek için uzun bir zamana ihtiyaçları vardır. Mesela İspanya’da Franco; Irak’ta Saddam; İran’da Şah Rıza Pehlevi ve Humeyni; Almanya’da Hitler; İtalya’da Mussolini, bunların hepsinin tek bir özelliği vardı. Oturdukları makamda uzun süre kaldılar.

İstikrar, aynı koltukta uzun süre kalmaksa ya da istikrar, geçen sürenin uzunluğuysa bugün dünyanın lanetlediği Hitler de Mussolini de Franco da oturdukları makamda uzun süre kaldılar. Keramet, uzun sürede değil, keramet kalınan sürede yapılan faaliyetlerdir. Kaldı ki faaliyet yapan için zamanın önemi yoktur.

Mesela ANAP’tan milletvekili olan Adnan Kahveci buna güzel bir örnektir. İyi işler yapabilmek ve bu kubbede hoş bir sada bırakmak için uzun süre görevde kalmanız gerekmez.

İstikrar, övünülecek bir şey değil: Almanya 30 yıldır koalisyonla yönetiliyor. Dahası var mı? Hep ‘bizi kıskanıyorlar’ kandırmacası ile kendimizi avuttuğumuz ya da bazı çevrelerin öyle sanıp inandığı bu yalan, Almanya’nın 30 yıldır koalisyonla yönetildiği gerçeğini değiştirmiyor.

Demokratik bir toplum için koalisyonun bir dezavantajı yoktur. Zira demokratik toplumlarda devlet halkına karşı kendini bilinçli hisseder. Oysa ülkemizde bu bilinç henüz oturmamıştır. Koalisyon hep ”tü kaka” olarak gösterilir, olmaması gereken bir şeydir çünkü böyle aşılanmıştır. İdari krizlerle boğuşmaktan hizmete ve icraata geçilmez. Ve kimse, seçmediği bir partinin bakanlık almasını istemez. Hatırlayın, Ahmet Davutoğlu önderliğinde 7 Haziran seçimlerine giren AKP, seçimi kaybedince ‘koalisyon’ ile karşı karşıya kalmış ve medyada tüm gün koalisyonun ne kadar kötü (!) bir yönetim biçimi olduğu propagandası yapmıştı. Oysa 24 Haziran seçimlerine MHP ile koalisyon yaparak giren yine AKP‘ydi.

Hep söylemişimdir: İsim değiştirme üzerine AKP’nin üzerine yoktur. Koalisyon değil ‘cumhur ittifakı’. Yersen. Konuyu dağıtmadan tekrar istikrara gelelim. Yukarıda Franco’dan söz etmiştik. İspanya İç Savaşı‘ndan (1936-1939) galip çıkan Franco, İspanya’yı ‘faşist bir ideolojiyle’ tam 35 yıl yönetti. İspanya bu dönemde ne yaptı dersiniz? Hiçbir şey. Franco öldükten 10 yıl sonra İspanya AB’ye üye oldu. Krediler ve fonlarla desteklenen ekonomisi; spor ve turizmin de katkısı ile Avrupa’nın 3. büyük ekonomisi içine girdi.

Ortadoğu’da durum daha farklı. Burada yıkanlar, yıkanlar dünyanın diğer tüm coğrafyalarından farklı. Burada durumlar gelen gideni aratır şeklinde. Şahtan kötüsü olamaz diyenler Humeyni’yi görünce korkudan konuşamadılar; Hafız Esad’dan kötüsü yoktur diyenler Beşar Esad‘ı görünce sözlerini geri aldılar. Umarım bizde aynısı olmaz. Son söz: İstikrar övünülecek bir şey değil.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir