Joseph Turner’ın Ustalık Eseri: The Slave Ship

Joseph Turner’ın 19. yüzyılda resmettiği ve dönemin küresel sorunu olan köleciliği eleştiren başyapıtı. Resim gerçek bir olaydan esinlenir.

Afrika’dan Amerika’ya köle olarak getirilmesi planlanan bir grup insan tabirle üst üste istif edilerek Zong adlı gemiye bindirilirler. Yıl olarak bazı tarih kayıtlarında 1781 olarak geçmektedir ve gemide yaklaşık 500’e yakım Afrikalı vardır.

Gemi on beş mürettebatı ve haddinden fazla yolcusu ike Amerika’ya doğru yola çıkar ama yolun sonuna yaklaşıldığında denizde fırtına çıkar ve gemi rotasında ilerleyemez.
Daha sonra yolunu kaybeden Zong gemisinde sular azalmaya başlar ve bitme derecesine gelir. Bu aşamadan sonra kaptan ve mürettabatı tarihte görülmemiş ( ya da en azından kaynaklarda buna benzer bir olay yok ) bir katliama başlarlar.

Geminin rotasına oturmasını ve dengesini sağlamak için gemideki kadın ve çocukların oluşturduğu kendilerince en değersiz grubu okyanusun azgın sularına atmaya başlarlar.

O dönemde köleler bir “meta” olarak görülüyor ve kölelere bir “mal” mış gibi muamele ediliyordu.

Ölen kölelerin karşılığı ise sigortadan telafi edilebiliyordu ve zararları karşılanabiliyordu. Kaptan ve mürettebatlar hem sigortadan para alacaklar hem de geminin güvenliğini, rahat yolculuk etmesini sağlamış olacaktı.

Kıyıya varıldığında gemide yaklaşık iki yüz köle bulunuyordu yani vahşetin rakamı 300 insan !

Daha sonra kaptan ve mürettebatı sigorta şirketinin kapısını çalar üç yüz kölenin ‘telafisi’ için ama şirket, sayının çok fazla olmasından dolayı araştırma yapar ve aslında su alabilecek imkan bulunmasına rağmen Zong gemisinin su almadığını ortaya çıkarır.

Olay artık çok büyür ve sonunda yargıya taşınır. Kaptan ve mürettebatı yargılanır, hesap verirler. Sonucunda ise ceza almazlar çünkü denize attıklar üç yüz can onların ve yargının gözünde bir ticaret malıdır. Dünyanın hiçbir hukukunda malın kaybedilmesi cezayı gerektirmez. Kaptan ve mürettebatı cinayetten dahası katliamdan dolayı hüküm giymezler.

Olay Amerika kolonilerinde ve Birleşik Krallıktaki insanlar üzerinde bir etki meydana getirir. Kısa süre sonra elit tabakanın da desteğiyle köle karşıtı hareket güç kazanır ve 21 Mart 1807’de Birleşik Krallık’ta köle ticareti yasaklanır.

Aslında tablo ilk bakıldığında bir manzara tablosuymuş gibi algılanıyor ama yakından bakıldığında ve detaylı incelendiğinde aslında vahşeti bütün çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.

Ölümü anlatan ve işleyen bu resimde kölelerin gemiden okyanusun azgın sularına atılışını rahatlıkla görebiliyoruz ve resmin sağ alt köşesinde vahşi bir balık göze çarpıyor. Atılan köleleri yemeye -öldürmeye- başlıyor. Burada Turner olayın vahşetini en iyi anlatan detayı bizlere ulaştırmış oluyor.

Aynı zamanda resme bakıldığında en dikkat çekici yerlerden birisi de okyanusun arasında patlak ve altın sarısı olan güneşin doğması. Buradaki ayrıntı kölelerin gerçek hayatın zorluklarından ve adaletsizliğinden kaçışını ve sonsuz mutluluğa ermesini anlatıyor. Kölelerin asıl mutluluğunun gerçek hayatta olmadığını vurguluyor.

Tabloda Joseph Turner ilk bakışta görülemeyen vahşeti aslında dönemin bakış açısına benzetmiştir. Yani köleliğin ya da kölelerin o dönemde ‘fark edilmeyen’ ikinci sınıf insanlar olduğunu anlatmak istiyor. Tıpkı tabloya ilk baktığımızda vahşeti değil manzarayı gördüğümüz gibi.

Joseph Turner’ın ‘ustalık eseri’ olan bu başyapıt Amerika Boston Güzel Sanatlar Akademisi’nde sergilenmekte.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: