Kafayı Bozacak Kadar Değerli Olmayan Bir Dünya

Bir aralar kafayı edebiyatla bozmuştum. Edebiyatın dünyanın kötü olduğu gerçeğini bozmadığına kanaat getirdim. Hani dünyayı iyi edebiyat kurtarır masalı vardı ya, yalandı işte o. Hassas kalpli insanlar için dünya bir cehennemdi o kadardı ve ötesi yoktu.

Bir aralar kafayı tarihle bozmuştum. Anlaşmalar, protokoller, sözleşmeler ve nice devletler arası atılan imzalar okudum, çizdim. Fakat bunlar milyonlarca insanın öldüğü savaşları göz ardı etmeme engel olamıyordu. Ne de olsa savaştı ve milyonlarca insan hayatını kaybetmişti. Hani derler ya savaşın kazananı yoktur; kimi insanını kaybetmiştir, kimi insanlığını. Tek gerçek varsa tarihte o da buydu işte.

Ve bir zamanlar kafayı felsefe ile bozmuştum. Yaklaşımlar, teoriler hepsi boşunaydı ve hiçbirisinin size bir arpa boyu yol yürütmediğini fark ettim. Evet, aramızda felsefe aşığı insanlar olabilir fakat ben felsefenin dahi dünyayı güzel kılacağına dair inancımı yitirmiştim.

Matematiğe hiç girmedim aslına bakarsanız. Kafam basmadığı ayrı bir gerçekti. Fakat ben kesinlik de istemiyordum dünyadan. Kesin olan şeyler de yoktu yine aslına bakarsanız. Sadece ihtimallerin şansının azalıp artması vardı. Kısaca matematiğe soğuk oluşumdan onla kafayı bozmadım.

Ve daha sonra şunu farkettim ki neyle kafayı bozarsanız bozun bu işin içinden çıkamıyorsunuz. Bir şeye kafayı bozmak, başımızdaki saçları ağartmaktan başka hiçbir işe yaramıyor. Neyle kafayı bozmazsanız ya da ne kadar derin düşünmezseniz o kadar iyiydi aslında. Ve dünya kafayı bozacak seviyede değerli bir gezegen değildi. Nasıl olsa içinden çıkamayacaktık. Öyle değil mi?