Kalplerdeki Ağaç

Ankara’da yaşayanlar çok iyi bilir ulus’u. Geçenlerde bir yere gitmek için ulusa geçip ordan dolmuşa binmem gerekiyordu. Dolmuşa bindim, şöföre paramı uzattım, oda uzanıp aldı elimden. Yerime oturdum dolmuşun dolmasını beklerken, bir kadın 3 çocuğuyla dolmuşun kapısında belirdi. Şöför yüksek bir sesle “nereye gideceksin?” diye sordu. Türkçeyi çat pat konuşan kadın Aştiye diye cevap verdi ve yerlerine geçtiler. Şöför tekrardan sinirli ve sesini yükselterek; “çocukların orda burda durmasın al kuçağına” dedi. Kadın hemen Arapça konuşarak ve el hareketiyle çocuklarını yanına çağırdı, daha sonra bir çocuğuna parayı verdi, çocukta parayı şöföre uzattı. O anki utancı, kasveti hâla yaşıyorum. Şöför çocuğa dönerek; “uzatma koy şuraya” dedi ve çocuk ellerine baka baka annesinin yanına geçti..
Vicdanınız ne zaman bu kadar kurudu?
İnsanlığınızı ne zaman unuttunuz?
Karşınızda insan var, can var, karşınızda çocuk var!
Şevkat ve merhamet vermek gerekirken..
Sevgi vermek gerekirken..
Güler yüzümüzle çiçek dağıtmak gerekirken..
Aşağılayıp, hor görmek niye?
Küçümsemek, sanki onlar bizim emirlerimiz altına gibi görmek niye?
Nereli olursa olsun, elleri kirli yada temiz, üstü kötü yada iyi. Ne fark eder ki?

Sosyal medya da Yunus Emre’nin “yaradılanı severim yaradandan ötürü” sözünü paylaşmak yetmiyor kalplerdeki, vicdandaki kiri temizlemeye..
Allah bizlere bir beden, bir irade, bir yürek vermiş. Her birini iyiye kullansak ne kaybederiz? Kalplerimizi pasa bulamak yerine, sevgi tohumları atsak, kocaman bir ağacımız olsa, dallarında merhamet, şefkat, tevazu, kayra, lütuf çiçeklense..


Zarifoğlu’nun sevdiğim iki sözünüde paylaşmak istiyorum bu yazımda;

“Kalbinizi ve sesinizi yumuşatın.”

“Sırt çevirmek yerine yardım elini uzatmak, sınıflaşmak yerine safımıza kazandırmak, kesip atmak yerine taze kan damarları bağlamak ve yaşatmak. Gönlümüz hiçbir taviz vermeden yumuşak olmalıdır.’’

Devamlı devamlı okuyup en derinden anlamak, hayatımızdaki “kendime notlarım” tablosuna büyük harflerle yazmak lazım. Kazımak lazım yüreğe, akla.. Bizlerin bunları yapabilmesi için oturup kendimizi dinlememiz gerektiğini düşünüyorum. Kendimizi bir hesaba çekmemiz, gayemizin ne olduğunu kendimize hatırlatmamız, kendimizi sarsmamız gerektiğinin kanısındayım. Amacını bilemeyen, gayesine sahip çıkmayanlar hiçbir zaman kalplerini yumşatamaz. Bilmez çünkü neyin ne olduğunu,neyin ne sonuç doğuracağını. Ve gün geçtikçe pas tutar kalp, işlemez..Kan pompalamak görevi dışında bir şeye yaramaz. Gayesi artık gider, merhameti yiter, tevazusu biter..Misal paslanan demirden ne beklersiniz? Hiçbir şey.. Ne diyor Zarifoğlu taze kan damarlarını bağlamak ve yaşatmak. Durmayalım, paslanmaya bırakmayalım kalplerimizi, taze kan damarlarını birbirine bağlayalım.

Büyütelim kalbimizde ki o ağaçları..

Susuz bırakmayalım..

Ne yazık ki, şöför haricinde binen yolcularda benzeri tepkileri verdiler. İnsan üzülmüyor değil. Sanıyorum hepimiz aynı durumlarla karşılaşıyoruz gün içerisinde..

Onlara sıcacık bir umut olmak isterdim her daim. Ama inerken onlara doğru dönüp sadece gülümsememi verebildim..

Huri Ünver

Eskiye aşık altmışlara, yetmişlere, seksenlere.. Sadakatine, sevgisine..
kıyafetlerine yahut sahaftaki tozlanmış kitaplarına…