Sessiz Kalmaya Zorlayan Acılar

İnsanı sessiz kalmaya zorlayan acı onu bağırmaya zorlayan acısından çok daha ağırdır.

Füruğ Ferruhzad

Acılar bizim yaşantımızın olmazsa olmazıdır. Acılar hep var olur, dert çeken oldukça. Dünyadaki en büyük acı benim acımdır diyebilirsiniz fakat sizin acınızdan çok daha büyük acılar da vardır; herhangi bir yerde, herhangi bir zamanda.

Acıları ne şekilde yaşamak ya da nasıl geçiştirmek isteriz? Bağırmak? Ağlamak? İçine atmak ya da seyretmek olarak mı?

Acının en büyük hali ne bağırmak ne de ağlamaktır. Acının tarifsizliği en çok sessiz kalmaya zorlanınca büyük bir hüzne dönüşür. Bazı olaylar karşısında acı duyar veya hüzünleniriz; bu doğmak ve ölmek gibi doğal bir süreçtir. Fakat acı karşısında sessiz kalmak zorunda olmak her surette acının biraz daha ömür olması demektir.

Çocukluk çağımızda yere düştüğümüz, bir yerimizi incittiğimiz vakit ağlarız; bu da bir acıdır. Fakat yaşımız iki hanelilere ulaştığında artık acı karşısında ağlamak veya uyumak bir reçete olmaktan çıkıveriyor. Uyuyunca geçmiyor. Veya uykuyla dinlenemeyecek kadar yorgun oluyor insan. Masum acılardır çocukluk acıları, insan büyüyüp atıldığında o masum acıları arar içinde bulunduğu acılardan çok.

Ağır acılardır insanı sessiz kalmaya zorlayanlar. Hıçkırık, bol miktarda hıçkırık; kuytu köşelerde, karanlık dehlizlerde hiç kesilmeyen hıçkırıklar. Size müsade edilen ölçü birimi hıçkırıktır ve hıçkırıktan bir adım öteye geçmek tel örgülerle çevrili yasaklı bir alandır.

Hangi acıyla yüzleşirsek yüzleşelim o acılar masum acılar olsun; bıçakla parmağımızı sıyırmış olalım, kafamıza küçük bir taş parçası isabet etsin ya da komşunun ağaçlarından kiraz çalarken yere düşelim. Ama sessiz kalmaya zorlayan acılarla yüzleşmeyelim. Temennim.