Lisenin İlk Günü Şaşkın Ördek Olanlar

Gelin size komik bir anımı anlatayım. Yani benim için komik, düşündüğümde dün gibi aklımda olan ve yüzümü güldüren sevimli bir hatıra.
Ortaokulu bitirmiş, mahallemizdeki Anadolu lisesini kazanmış, istemeyerek de olsa o okula kaydolmuştum. Çünkü orası düz liseydi ve düne kadar hep olaylar olur, kapısından polis eksik olmazdı. Anlayacağınız ben ilk Anadolu lisesi öğrencilerinden biriydim.
O malum sabah geldiğinde okulun bahçesine adım attım ve her bir öğrencinin yanında velisi olduğunu gördüm, tamam belki hepsinin değildi ama birçoğunun velisi yanındaydı. Şöyle kenara bir yere ilişeyim de bekleyeyim derken etrafı süzmeyi de bırakmamıştım. Gözünüzde canlanmıştır çekingen bir şekilde kenarda etrafa korkak bakışlar atan ama bunu çaktırmamaya çalışan bir kız.
O sırada ortaokulda yan sınıfımda olan, hiç muhabbetim olmayan bir kızı görmüş ve ‘aaa merhaba!’ diyerek yanına gitmiştim, sanki kırk yıllık arkadaşımmış gibi. Öyle bir konumdayken, inanın tanıdığınız bir yüze koşarak sarılabilirdiniz, o denli acizlik.
Muhabbet ettik, etrafı süzdük, düşüncelerimizi paylaştık. Sıraya girmemizi söyleyen müdürün sesiyle sıraya girdik ve aynı sınıfta olmayı dileyerek içimizden dua ettik. Sınıflar okundu, işte oradaydım listenin en sonunda. ‘Yaşasın!’ nidalarıyla sevindik, aynı sınıftaydık. Sırada bir kızla da arkadaş olmuş, muhabbete koyulmuştuk ki o sırada bir kavga çıktı, bizim sınıftan bir çocuk başka sınıftan bir çocukla kavgaya tutuşmuştu, sebebini hatırlamıyorum ama saçma bir şeyden olduğu kesindi, bilirsiniz ergenliğe yeni girmiş erkek çocuklarını. Öğretmenler durumu sonlandırmış, müdürün konuşmasını dinlemek için sessizliği sağlamışlardı. Müdür ilk Anadolu lisesi öğrencilerine verdiği değeri belli eden konuşmayı yapınca ortalık karıştı. Aman Allah’ım o düz lisenin çılgın öğrencileri nasıl bağırıyorlar, düz lise olmakla nasıl gururlanıyorlardı. Biz de çömez beş sınıf olarak koca okulu izliyorduk. Nereye düştük bakışları hepimizin yüzünden okunuyor olmalıydı. Müdür baş edemedi ve herkesi susturdu, sınıflarımıza dağıldık. Dağıldık da nasıl dağıldık, geçen seneden kalanları topladıkları dokuzuncu sınıfa girip sıralarına oturmayalım mı! Kendi sınıfı sanan ve yine nereye düştük diye bakışlar atan saf iki kız birbirimize bakıyorduk, sınıftakiler de bize bakıyordu. Birbirleriyle oldukça kaynaşmış gençler, alaylar, gülüşler… Sonra anladık ki sınıf bizim sınıfımız değilmiş, çok güzel, işte bir rezillik daha yaşamıştık hem de ilk günden. Rengimiz kaç kat değişti bilmiyorum ama sınıftan çıkıp kendi sınıfımıza girdiğimizde bir kez daha renk değiştirmiştim. Yanımdaki kız bahçede tanıştığımız kızın yanına oturunca ayakta kalakaldım. Tüm sınıf bana bakıyor ve benim hızlı bir karar vermem gerekiyordu. Sadece iki kişinin yanı boştu, biri bilin kimdi; bahçede kavga çıkaran çocuk. Diğerini de ilk kez görüyordum ama sessiz sakin, çıtı çıkmayan bir çocuk gibi görünüyordu. Tabi ki kavgacının yanına oturmayacaktım, hemen diğerinin yanına gidip ‘oturabilir miyim?’ diye sorduktan sonra oturmuş, içimden ‘niye birbirinizin yanına oturmadınız sanki’ diye sövüyordum.
Ve hislerim beni yanıltmamıştı, yanına oturduğum çocuk dört yıl boyunca neredeyse iki kelime etmişti.
Şimdi üzerinden tam 9 yıl geçti, üniversite bile bitti ve ben hala lisenin ilk gününü dün gibi hatırlıyorum, yaşanılan rezilliklere rağmen gülerek anıyorum.
Siz de anılarınızı gülerek hatırlayın, iyisiyle de kötüsüyle de olsa onlar sizin anılarınız değil mi?
Lisenin ilk günü şaşkın ördek olan herkese gelsin bu yazı, sevgiler.

Zeynep Acar

Öğretmen&kendince yazar