Muhammed Abduh

Görüşleri nedeni ile yeni-mutezileciliğin kurucusu olarak değerlendirilen Muhammed Abduh, 1849’da Aşağı Mısır’ın bir köyünde doğdu. Ahmedi Camii‘nin Kuran Kursu’nda medrese eğitimine başladı. 1866’da Kahirede bulunan El-Ezher’e kaydoldu.

1872’de Cemaleddin Afgani ile tanıştı. ”Risalat al Tavhid” ve ”Tefsir al Manar” adlı eserindeki görüşleri, Afgani ile ünlü Selefi alim İbn Teymiyye‘nin etkilerini taşır. Abduh, hocası Afgani’nin doğrultusunda Mısır’ın ve diğer İslam ülkelerinin sorunları ile Batı’daki bilimsel ve teknolojik ilerlemenin nedenlerini anlamaya çalıştı. 1877’de, El-Ezher’den mezun olarak, aynı medresede mantık, din ve ahlak öğretimine başladı. 1878’de Dar’ül Ulum Medresesi‘ne Tarih, Hidiv Dil Okulu‘na Arapça öğretmeni oldu. Mısır toplumunun bütün yönleriyle yeniden şekillenmesini savunarak; rüşvet, batıl inanç ve zenginlerin lüks yaşamasını eleştirdi. ,

Cemaleddin Afgani

Hocası Cemaleddin Afgani, 1879’da Mısır’dan sınır dışı edilip, kendisi de El-Ezher‘deki işinden uzaklaştırılınca köyüne döndü. İngiliz yanlısı Mısır yönetimine karşı başlatılan Urabi Ayaklanması’na destek verdiği gerekçesiyle 1882’de 6 yıl sürecek sürgüne gönderildi. Lübnan’da birkaç yıl kaldı. 1884’te Cemaleddin Afgani‘nin davetiyle Paris’e giderek hocası ile buluştu ve birlikte Paris’te Urvat’ül Vüska isimli bir dergi çıkarmaya başladı. Dergi, İslam dünyasında Arap milliyetçiliğinin şahlanmasında büyük rol oynadı. Abduh, bu derginin temsilcisi sıfatı ile İngiltere’ye gitti, dönemin üst düzey yöneticileri ile tanıştırıldı. Winston Churchill’in babası Randolph Churchill ve bazı İngiliz politikacılar ile görüştürüldü.

1885’te Beyrut’a döndü. Burada Yahudilik, Hristiyanlık ve İslamı bir araya getiren dernekler kurdu. Osmanlı idaresinde bulunan Beyrut’taki faaliyetleri zararlı görülerek sınır dışı edilmesi üzerine 1888’de Kahire’ye döndü. 1889’da Kahire Müftüsü yapıldı ve ölümüne kadar bu görevde kaldı. 1890’da Mısır’da bulunan ilk derece mahkemelerin yerel kürsüsüne ”yargıç” olarak atandı. 11 Temmuz 1905’te İskenderiye’de vefat etti.

Muhammed Abduh’un fikirleri ”Selefilik” adı altında talebeleri ve sevenleri tarafından günümüze kadar ulaştırıldı. Bütün mezhepleri bir araya getirmek, hadis kaynaklarına yeterince itimat etmemek, kendilerini o dinde ”ehil” olarak görmek, Abduh’un fikirleriyle dolayısıyla ”Selefilik” ile doğrudan alakalı tutum ve davranışlardır.

Abduh, ayetlere batılılaşmaya uygun şekilde kendi mantığına göre mana vererek tefsir alimlerine muhalefet etti. Fil Suresinde bahsi geçen Ebabil kuşlarına “sivrisinek“, attıkları taşlara ise “mikrop” dedi. Musa Aleyhisselam’ın asasıyla Kızıldeniz’i ortadan ikiye yarma mucizesini ”med ve cezir” hadisesidir şeklinde yorumladı. Zilzal suresindeki “zerre ağırlığında hayır yapan, karşılığına kavuşur.” mealindeki Ayet-i Kerimeyi tefsir ederken; “müslüman olsun, kafir olsun, salih (iyi) amel işleyen herkes cennet’e girecektir.” diyerek Ehl-i sünnet alimlerinden ayrıldı. Ayet-i Kerime ile göğe çıkarıldığından şüphe olmayan Hazret-i İsa’nın öldüğünü ve ruhunun göğe çıkarıldığını savundu. Kur’an-ı Kerimden sonra İslam dininde en kıymetli kitaplar olan Sahih-i Buhari ve Müslim’deki bazı Hadislerin zayıf veya uydurma (hurafe) olduğunu söyleyerek binlerce hadis alimine karşı çıktı. Asırlarca, medreselerde matematik, mantık, tarih ve coğrafya dersleri verildiği halde, İslam alimlerinin bu ilimlerden bihaber olduğunu, İslamı anlayamadıklarını belirterek, onları itibarsızlaştırmaya çalıştı. Önce geçen İslam alimlerinin büyüklüğünü, üstünlüğünü anlamak istemedi. Her şeyi ben bilirim edasına büründü. İslam alimlerinin din gayreti hususunda meseleleri kılı kırk yararcasına araştırmalarını beğenmedi.

Aynı zamanda Mehmet Akif’in de Muhammed Abduh’un fikirlerini beğendiği manzumeleri de vardır:

“İnkılap istiyorum ben de, hem de Abduh gibi.” (Safahat)