İnanılmak İhtiyacı Nedir?

Hayatta hep, kendinize inanacak birileri olsun. Bu anneniz ya da babanız, kardeşiniz ya da eşiniz, veya çok sevdiğiniz bir dostunuz olabilir. Yeter ki size hep inansın. İnanılmak, bir ihtiyaç mıdır? Öyle olmasaydı insanlar bu kadar çok hissetmezdi kendisine inanan bir varlığın yokluğunu.

Çok zor durumlarda olduğunuz zamanlar, insan etrafına bakınır. Maddi bir destek değildir aradığı şey, tam anlamıyla manevi bir destek. Birisinin ya da birilerinin arkasında olduğunu bilmektir, kendisine inanan birisini bulmak. Bir insan diğerine ne kadar da çok yalan söylese, diğer insan eğer inanmak istiyor ve her defasında inanıyorsa, bu onun saflığı değil, inancı, hissettiği güven duygusudur.

İnanmak, müthiş bir duygu. Hatta duygu ötesi, bir olgudur. Birisine inandığınızda, uğruna gidemeyeceğiniz hedef, alamayacağınız menzil yoktur. Gerekçeye de gerek yok. Hiçbir rasyonel düşüncenin lüzumu yok. Sadece inandığınız için gidersiniz. Bu durum, tarihteki başarılı komutanların hepsinde var olan bir özelliktir. Konuştuklarında karşı tarafta, kendine olan inancı artırıyor ya da sağlamlaştırıyorsa, muazzam işler yapıyorlar demektir. Aristo’nun retoriğindeki Ethos ilkesi, bu insanlar için yazılmış ve çizilmiştir.

Öte yandan inanmak, güvenmek demektir aynı zamanda. Birisine inandığınız vakit, büyük ihtimalle de güveniyorsunuz demektir. Ve bir insan için, en büyük mertebe güvenilir insan olmaktır der Doğan Cüceloğlu. Bir insan inanılır oldu mu, gerisi her şeyden daha kolay ilerleyecektir.