Neden Yoğun Tempoda Çalışıyorsunuz?

Her Allah’ın günü sabahın körüne alarm kurup erkenden işe ya da okula gidiyor, akşam eve geldiğinizde de yorgun argın yatağa girip yatıyorsanız ve sosyalliğin sıfırın altına indiği bir yaşama sahipseniz yoğun tempolu bir yaşama hoş geldiniz. Yoğun tempolu yaşamak ve yoğun tempolu bir hayatı yaşamak zorunda kalmışsanız ve elinizden başka da bir şey gelmiyorsa yoğun tempoyla baş etmeye çalışın. Yoğun tempolu çalışmak, bir nevi bağımlılık. Ne kadar bu yoğunluğun içerisinden çıkmak isteseniz de aslında bir yanınız yoğunluğu ve yoğun tempolu çalışmayı seviyor olabilir. Ya da yoğun tempolu çalışmayı gerçekten seviyorsanız bir psikoloğa görünmekte fayda var. Zira mazoşist olabilirsiniz.

Haftada tam yedi gün var. Bu yedi gün içerisinden kendinize ayıracağınız bir gün yoksa ve bunu yapma imkanınız olduğu halde yapmıyorsanız gerçekten mazoşistsiniz. Kendinize acı çektirerek mutlu olmayı seviyorsunuz. Mesela bu en çok işkoliklerde görülen bir tür davranış bozukluğu. Kim kendisine acı çektirmeyi sevebilir ki?

Öte yandan yoğun tempolu çalışmak strese ve stresten kaynaklanan hastalıklara davetiye çıkaran en önemli faktörlerin başında geliyor.

Mesela bir işte çalışıyor veya aynı anda birkaç işi beraber yürütüyorsanız yoğun tempolu çalışanlar arasındadınızdır. Aynaya bir bakın; olduğunuzdan daha fazla gösteriyorsunuz öyle değil mi? Göz altında birkaç kırışık, saçınızda birkaç beyazlık ve yaşamın vermiş olduğu büyük bir yorgunluk ama hala birilerine bir şeyler kanıtlama ihtiyacı. Ben buradayım ve güçlüyüm mesajı var içinizde. Kendinizi kanıtlama peşindesinizdir. Ama ne yazık ki ülkemizde meritokrasinin en ufak bir emaresi yok. Ne kadar çalışırsan o kadar köfte yok yani. Gerçekten öyle olsaydı şu an bulunduğunuz yerde değil çok daha Yüksel kademelerde olurdunuz. Örneğin sizden daha az çalışan birinin sizden daha yüksek mertebede olduğunu gördüğünüzde içinizden ister istemez bir haset hasıl oluyor öyle değil mi?

Mesela patron olsanız da iş aynı. Eğer yoğun tempolu bir yaşama kendinizi adamışsanız bir kez daha düşünün. Bu hayatın bir kez daha tekrarı yok. Mesela 23 yaşınızın 3. ayı bir daha gelmeyecek. Ne kadar korkunç öyle değil mi?

Kendinize yazık etmeyin. İlaçlarla ayakta durduğunuz ve uğruna ömrünüzü feda edebileceğiniz idealler peşinde olduğunuz bir düzenin size katkısı en fazla maddi olacaktır. Elinizde milyon dolarlar olsa ne olur?

Üstelik harcamaya bile zaman bulamadığınız bir yaşam şeklinin size faydası olmayacaksa kime faydası olacak? Çocuk, eş ya da gelecek bunlar mantıklı bahaneler. Ama hiçbiri sizin kadar önemli değiller. Kendinize bakın. Geride bıraktığınız günlere bakın. Kendi ellerinizle mahvettiğiniz bir yaşamın ağır vebalini üzerinizde hissetmiyor musunuz?