Osmanlı Torunu ve Mustafa Kemal’in Askerleri

Türkiye’de yaşayan ve bu özelliklerini her yerde söyleyen, bunu bir marifetmiş gibi açıklayan insanlar var. Bunlar, başlıktaki iki grup. Türkiye Cumhuriyetinde yaşayan bu iki grup, diğer grupların Türkiye Cumhuriyetinde yaşamaya hakları yokmuş gibi davranmaları ile meşhurdurlar. Söz konusu iki gruptan biri Osmanlı torunları diğerleri ise Mustafa Kemal’in askerleri. Hiç birisi de ikisi de bizim tarihimizden kıvanç duyduğumuz devlet/asker demiyor. 

Osmanlı torunları, Türkiye Cumhuriyetinde yaşamanın Osmanlı Devleti’ni sevmekten geçtiğini sanıyor; Mustafa Kemal’in askerleri ise bu ülkede yaşamanın bir gerekliliği olarak Mustafa Kemal’i sevmeyi öne sürüyor. 

Şimdi şunu öncelikle belirtelim. Osmanlı Devleti de Mustafa Kemal de bu milletin eseridir. Yani ne Mustafa Kemal’i ne de Osmanlı Devleti’ni Türk tarihinden soyutlamak doğrudur. 

Daha önceki  “İki Seçenekli Türk Tarihi” başlıklı yazımda bundan söz etmiştim. Tarihini sadece Türkiye Cumhuriyeti veya Osmanlı Devleti olarak görenlerle başımız büyük dertte. Memlüklüler de Gazneliler de Asya Hunlar’ı da bizim devletimiz; Fatih de Alparslan da Mete de Atatürk de bizim liderlerimiz, atalarımızdır. 

Doğruları, yanlışları, hataları veya eksiklikleri her neyse biz onları bütün kusurları ile bir tutup onlara “ata” dedik. 

Bir şeyi “kutsallaştırmadan, putlaştırmadan” sevmek gerekir. Şovenist yaklaşımlar, gerçekleri görmemize engel olurlar. Bir şeyi körü körüne savunmak cehalet göstergesi. 

Çay, sigara, mehter marşı ile kendilerinden geçip Osmanlı torunluğu görevini layıkıyla yaptığını iddia eden bir kesim ile sadece statlarda İzmir marşını söyleyip birkaç dakikada fikirsel orgazm geçiren, bedelli kovalayan  Mustafa Kemal’in askerleri arasındaki büyük bir meseleden söz ediyoruz.

Herkesin bir at gözlüğü var ve görüşleri de tıpkı bu gözlükteki gibi dar ve bir o kadar sığ. Yurdum insanı için herhangi bir olaya ya da duruma rasyonel bakmak en zor olanı.

Nitekim bu takımlarımızda da var. Kendi tuttuğumuz takımın kutsallığına inanıyor ve ona bir uluhiyet yüklüyoruz. Umberto Eco’nun bu konuyla ilgili bir sözü vardı “siyaset/milliyetçilik bir osuruk gibidir, herkes kendisininkinin daha iyi koktuğunu söyler”. Bu söz aşağı yukarı bu yazı ile aynı mesajda. Başkalarını kendi görüşlerinizin fanatiği haline getiremezsiniz. Bu, zor bir iştir. Osmanlı torunları da Mustafa Kemal’in askerleri de bir başkalarına kendi görüşlerini empoze etmeye çalışıyor.

Her ikisinin de yanlış olduğunu, bir tarafa methiyeler düzerken diğer tarafı şeytan taşlar gibi taşlamanın ne anlamı var? İkisi de bizim tarihimiz değil mi? Neden bu kavga o zaman?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: