Özü Kaybetmek


Evlilik ciddi bir müessesedir. Sevgi, emek, sadakat ve en önemlisi saygı temelleri atılarak sağlam adımlarla yola çıkılması gereken uzun bir yol. Elbette her şey güllük gülistanlık olmuyor, bazı tümsekler ve dönüm noktaları tabii ki oluyor, bu da onun tadı tuzuymuş!

Zamanla İki kişi ile çıkılan yol üç kişi ile devam eder ve artık evlat kavramını duymaktan ziyade onunla yaşama evresine geçilir. Bizler genel olarak hayırlısını istemez, daha fazlasını isteriz. Hem zaten bu duruma gelmemizin sebebi doyumsuzluğumuz değil mi? Ulaştıkça daha fazlasına ulaşabilme çabası, doyumsuz imrenmelerimiz, özenmelerimiz. Bu konu o kadar ilerledi ki artık insanlar nesneyi özenmeyi geçip dertlere bile talip hale geldi. Örneğin; keşke benim de derdim bu olsa gibi gibi. Halbuki her dağın yükü kendine ağır, bizler acı eşiğini dahi esgeçen insanlarız. Çünkü biz hep en alçaklarda olmayı, en fazla acı çekmeyi iyi zannedip bununla övünme çabası içerisindeyiz, öyle ya acının da hakkını vermeliyiz.

Enleri yaşamanın sevdası sarmış hepimizi. Şimdi gelelim evlat konusuna. İlk çocuk demek, heyecan, umut, mutluluk, huzur demektir. Özenle büyütülür, “ona bir şey olmasın da gerisi önemli değil“ denir çoğu zaman. El bebek gül bebek büyütülür sizin kıyamadığınız sevgi ile yetiştirdiğiniz evladınız gün gelir size bakmaz sırtını döner hale gelebilir. Oysa ne şartlarda büyütmüştünüz siz onu, ama kendisi bolluk içinde dahi size bakmaz hor görür hatta utanır. Bu muydu bunun karşılığı dersiniz bazen ya da ben hatayı nerede yaptım. Hatayı yine çocukta aramayıp kendinde arayan vefalı anne-babalar vardır. Her anne baba için bu denilemez tabii. Siz şartlar ne olursa olsun rızık Allah’tandır deyip yola çıkarsınız, elinizden gelen her şeyi yapar onun yetişmesi, gelişmesi için uğraşırsınız. İlerleyen yaşlarda ise çocuklara baktığımızda siz zaten bana ne yaptınız ki, siz beni sevmediniz ki gibi lafları duyabilirsiniz. Halbuki bir bebek büyütmenin ne demek olduğunu bilmeyen, parayla her şeyi halledebileceğini zanneden, yokluk içinde de yaşanabileceğini bilmeyen bir nesle sevgiyi şefkati anlatamazdık değil mi? Yazdıklarım gözlemlediğim hatta yaşadıklarım diyebilirim. Halbuki yola böyle çıkılmamıştı değil mi? Neredeydi hata fazla sevgi mi fazla disiplin mi fazla sakınma mı? Bizler vatana hayırlı evlat yetiştireyim derken adeta bir canavar mı yetiştirmiştik? Yoo bazıları da var ki yedi kat ele çok iyi iken anne babasına geldiğinde yedi kat yabancıymış gibi davranan. Bunun ne önemi var sen anne baba sevgisini bilmeden yola çıkmışsın kimi sevebilirsin ki? Tabii ki her anne baba için geçerli değil söylediklerim, bazı anne babalar var ki çocuklarını sadece dünyaya getirir. Çocuk yetiştirmenin ne kadar meşakkatli ve ciddi olduğunu bilmez.

Ben şöyle düşünüyorum ki bu sorunların temeli Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şeriflerden uzaklaşmış olmamız. Onlara sadece Kuranı Kerim ve Hadisi Şerif olarak bakmamız, hayatımızın temeline alarak yaşamamamız. Sadece okuyup geçmemiz. Halbuki tüm sır onlar da gizli, bu konuda da Rabbimiz bizlere yardımcı olmaktadır. Şöyle ki:
“ Sadece Allah’a ibadet edeceksiniz. Ana ve babanıza iyi davranacaksınız. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, sakın onlara “of!” bile deme! Onları azarlama! Onlara saygıyla hitap et! Onlara merhamet ederek tevâzu kanadlarını aç da, “Rabbim! Küçüklüğümde onlar beni nasıl şefkatle büyüttülerse, sen de onlara öyle merhamet et, de!” ( İsrâ, 17/23-24)
Okuduğumuzda evet çok doğru deyip geçiyoruz değil mi? Halbuki bunlar bizim özümüz. Yaşadığımız bu devirde ki düğümleri çözen. Bizler aslında asıl olandan uzaklaştığımız için bu haldeyiz. Özünü kaybeden bir insandan nasıl kul olması gerektiğini bilmeyenden nasıl iyi evlat yetiştirmesini bekleyebiliriz ki. Bir de gelin günümüz kargaşasının bir çoğunu oluşturan sorunlar oluşmadan bizleri adeta uyaran Hadisi Şerif’e bakalım:

 Rivayet edildiğine göre Resûlullah aleyhissalatü vesselam: “Büyük günahların en ağırını size haber vereyim mi?” diye üç defa sordu.

Biz de: Evet, yâ Resûlallah, dedik.
 “Allah’a şirk koşmak, ana babaya itaatsizlik etmek” buyurdu sonra, yaslandığı yerden doğrulup oturdu ve “İyi dinleyin, bir de yalan söylemek ve yalancı şâhitlik yapmak” buyurdu.
Bunların bilincinde olmayan ebeveynlerin doğurduğu evlatlar nasıl olabilir ki? Anne baba çocuk için bir ayna niteliğindedir, aynada gördüğü neyse çocuğun kişiliği, yapısı, hareketleri de ona göre şekillenir. Tabii bu her zaman böyle olmaz bazen anne baba ne kadar iyi olsa da evlat tam tersi olabilir. Bizler neyin sırrını çözdük ki ya da nasıl bir kaynak bulduk ki asıl olandan bu kadar uzaklaştık. Zaten özümüzden uzaklaştığımızdan beri biz ayağa kalkamadık. Bir de bazı yöreler vardır ki çocuğu kucağa almak ayıptır büyüklerimiz görmesin, çocuğu terbiye için dövelim, bugün kızını dövmeyen yarın dizini döver bilinciyle hareket ederek vahşi ve bir o kadar hırçın evlat yetiştirdiğinden habersiz sadece bağırarak, döverek bir şeyleri halletmeye, bir şeyleri susturmaya çalışır. Elbette bunun için de bizlere nasihatler vardır. Şöyle ki,

“Küçüklerimize şefkat etmeyen bizden değildir.”(Hakim, El-Müstedrek, I/62)

“Çocuklarınızı çok öpün, zira her öpücük için size cennette bir derece verilir, melekler öpücüklerinizi sayarlar ve sizin için yazarlar.” (Müsnedu İmam-ı Zeyd İbni Ali, s. 505

“Sakın üçten fazla vurmayasın; aksi takdirde Allah sana kısas tatbik eder.” (Üstruşeni, Ahkamu’s-sığar, 1/10)
Kendi ellerimizle kendimizi ateşe atıyoruz hatta ateşi oluşturuyoruz.Şükürsüzlüğümüzle şükürsüz evlatlar yetiştiriyor sonra bunun için sitem ediyoruz. Elbette anne baba nasıl yetiştirirse yetiştirsin evladın da belli bir yaştan sonra bir şeyleri idrak ettiğinde belli kişiliğe bürünmesi gerekmektedir. Şöyle bir gerçek var ki ne olursa olsun seni yetiştiren, tüm zorluklara göğüs geren anne ve babana sırtını dönmek ve ona bağırmak hiçbir şekilde doğru değildir. Gözünden sakınanı bir anda gözden düşürmenin tek açıklaması “vefasızlık” tır. Şu dünyaya verdiğimiz kıymeti biraz olsun sevdiklerimize verseydik belki de az da olsa bunun önüne geçebilirdik. Hep ben dersek aile kavramını dahi kaybetmeye mahkumuz. İmtihan dünyasında herkesin imtihanı farklı hakkıyla sabretmeyi bilenlerden olmak duası ile.. Son olarak bu konu ile ilgili Rabbimizin mesajını sizlerle paylaşmak istiyorum:
“Senden önce gönderdiğimiz peygamberler de hiç şüphesiz yemek yerler, çarşıda pazarda dolaşırlardı. Biz kiminizi kiminiz için imtihan vesilesi yaptık ki bakalım sabredecek misiniz! Rabbin her şeyi görüp gözetlemektedir.” (Furkân Suresi – 20 . Ayet)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir