Sadece Mutluluk Üzerine

İnsan mutlu olduğunda çok daha farklı biri olup çıkıveriyor. Bir anda kendisini dünyanın en iyi insanı hissedebiliyor. Yaşadıkları, gördükleri, hissettikleri, duydukları insanı bir şekilde mutlu etmeyi başarmıştır. Yüzlerine suni olmayan bir tebessüm olur. Gözlerinde dünyanın en parlak renkleri cümbüş eder. Her haliyle mutlu olduklarını anlarsınız bu insanların.

 

Mutlu olunca insan en karmaşık cümleleri dahi sarf edebilir. Uzun uzun cümleleri, teker teker, vurgulayarak, yerinde ve zamanında kullanarak açıklar ve bu cümleleri hem konuştuğunda hem yazdığında kurabilir. Fakat insan bir mutlu olmasın. En basit cümleleri dahi birbirine karıştırır. İki kelimeli cümleleri dahi söyleyemez. Nutku tutulur. Devrik cümleler, edilgen cümleler, öznesi unutulmuş fiiller havada uçuşur. Ne dediğini anlamazsınız daha doğrusu mutsuz insan ne dese de kendini anlatamaz.

 

Mutlu olmak, hayatın sıkıntılarından, stresinden ve yarın ne olacak, nasıl olacak kaygısınından, ayrıca işe gidip gitmemek arasındaki ikilemlerden, trafikten, dost yanılgılarından, aşk acılarından kısacası insanı mutlu olmasından alıkoyan her ne varsa insanın tüm bunları küçük görmesiyle başlar. Küçük görmek, önemsememek, alaya almak. Hayatın mutsuz olacak kadar, hayattan haz alamayacak kadar önemli olmadığını bilmek, anlamak gerekir.
Mutlu olmayı başarmak istiyorsanız önce ayrıntılarda takılmamayı öğrenmelisiniz. Hayatı daha da anlamlı kılan şeyler detaylardır fakat insanı onlarca, binlerce kez hüzne sevk eden de detaylarda hapsolmaktır. Küçük detaylardan çıkıp büyük resme bakmak insanı daha mutlu eder. Örneğin Joseph Turner’ın The Slave Ship adlı tablosuna uzaktan bakın çok mutlu olacaksınız çünkü detaylar görünmüyor, tablo klasik manzara tablosu; fırtınalı bir deniz, denizin üzerinde bir yelkenli, güneş, kapalı olmasına rağmen bir gökyüzü tasviri bar. Fakat resme detaylı bakarsanız gemilerden birtakım insanların düştüğünü, düştükleri yerde vahşi bir balığın onlara saldırdığını rahatlıkla görebilirsiniz.

 

Bu yüzden insan hayata uzaktan bakmayı öğrenmeli, dahası fikir olarak miyop olması, detayı fazla önemsemesi lazım. Her insanı bir ressam olarak varsaydığımızda her insan fırça darbeleriyle tuvalini boyamaya başlar, ince, kalın; hassas, sert; renkli, renksiz fırça darbeleriyle yaşam tuvalini boyamaya, yaşamımı resmetmeye koyulur. Resim bittiğinde tuvaldeki kadardır hayatı. Renkli, renksiz; güzel veya kötü.

 

Her insanın dünyası, ne olursa olsun, insanın mutlu olmak için uğraştığı bir yerse orası insan için dünyada eşi olmayan bir yerdir. Mutluluk sirayet edicidir, bulaşıcıdır. Mutluluk güzel bir haset doğurur.

 

Her gününe bin sıkıntı yükleyip, ağırlığının altından kalkamadığımız şu dünyada sizi mutlu etmeyecek şeylerin bu kadar dert edinilmesi sizi bir gün bile rahata erdiremeyecekse, bir gün, (bölelim) 24 saat içinde aldığımız hiçbir haberin, gördüğümüz, duyduğumuz hiçbir şeyin bizi üzemeyeceği bir gün gelmeyecekse yaşadığımız dünyada boş yere nefes alıp vermenin insana biyolojik yararından başka ne gibi bir yararı olabilir ki ?

 

Küçük görmek mutlu olma yolunda şahsi bir fikrimdir. Formül, reçete değil ama siz düşünsel olarak okuyun reçeteyi kendiniz kendinize yazın. İlaçlarınızı istediğiniz dozda alın. İster sabah aç karnına, ister gece yatmadan önce, formülünü yaptığınız mutluluk ilacından için. Bu size çok iyi gelecek.

 

Bir de size güzel bir yazı bırakayım Murat Menteş’ten:

 

“Velhasıl dünyada bir cennet inşa edersen, ölümle cennete yatay geçiş yaparsın. Asıl hayat cennettedir. Demek ki dünyada mümkün olduğunca yaşatmaya bakmak gerek. Fidan dik, kuş besle, evlat büyüt, umut ve sevinç aşıla… İnsanlar senin yanındayken kendilerini cennetteki gibi kınanmayan, yadırganmayan, dışlanmayan aksine ödüllendirilen, yüceltilen, hoşnut edilen, ikramda bulunulan konumunda, özgür hissederlerse sen, bulunduğun yeri cennete benzetmişsin demektir. Cennetin inşaatında bir mühendis, mimar, usta, kalfa ya da işçi olarak çalışıyorsun demektir. Yok, eğer öldürürsen, yaşatmazsan, beslemezsen, yaşama azmi aşılamazsan; insanlar senin yanında kendilerini cehennemin dumanında boğulur gibi sıkıntılı, üzgün, baskılanmış, boyunduruk altında, kısıtlanmış, suçlu, mahcup, rahatsız, cezalandırılmış, mahrum… hissederlerse, sen cehennem kurmuşsun demektir. Zebanileşmişsin. Burada kendi ellerinle bina ettiğin cehennemden, öldüğün anda yatay geçişle ahret cehennemini boylarsın.”

Ruhi Mücerret [Murat Menteş]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: