Kazanımlar ve Kaybetmeler

Bir şeyi kaybetme korkusu bir şeyi kazanma duygusundan çok daha güçlü bir olgudur. Her zaman için insanın kazanacağı ya da elde edeceği şeyler bitmez ve sürekli daha fazla ihtiyaç ve hedefler yaratılır. Fakat kaybetme korkusunun, kazanma duygusundan daha güçlü olmasının temel nedeni verilen emeklerdir.

Bir şeyi elde etmek için belirli düzeyde emek gerekir. Diplomat olmak istiyorsanız öncelikle ilgili bölümlerden mezun olmalı, en az bir dil bilmelisiniz. Gerekli şartları yerine getirdikten sonra diplomat oldunuz fakat işler yolunda gitmedi. İşiniz kaybetme korkusuyla yüzleştiniz. İşte o zaman aklınıza ilk gelen şey onca yıl uğruna hayatınızı adadığınız hedefi bir anda elden kaybetme ve emekleri zayi etme korkusudur.

Kazanım için olmazsa olmaz temel şart zamandır. Kazanımlar zamana göre değerlendirilir ve derecesi bu ölçüte göre belirlenir. Bir şeye kavuşmak ya da ulaşmak için ne kadar çok süre çalışılmışsa kazanım o kadar değerli olur. Bunun en bariz örneği mirasyedi tiplerdir. Babasından ya da dedesinden arta kalan para, mülk ya da arsanın herhangi bir zaman ve emek geçirmeden yasal varisi olan bu kişiler için kazanımın rakamsal bir değer dışında hiçbir önemi yoktur ve  bu insanlar miras bırakanların tatlı kaşığı ile biriktirdikleri onca kazanımı, kepçeyle savurur, yerler ya da dağıtırlar. Şu bir gerçek ki varisler hiçbir zaman mirasın tam değerini anlamazlar.

Kaybetme korkusuyla yüzleşmiş insanların hallerini en basitinden televizyon ekranlarında görmüşüzdür. Ne hissederler? Elde avuçta bir şeyi kalmamış insanların verebileceği en son şeyleri de verip kumar masasında kaybettikten sonra tek başına kalmış, büyük ihtimalle sarhoş bir beden sizce ne kadar sağlıklı düşünebilir? Sokağa çıkın ve evsiz insanlara bakın. Her gece zil zurna sarhoş olan, madde bağımlısı insanların hayatını uzaktan izleyin. Hepsinin ortak bir özelliği bulunur: Kaybetmek.

Kimi evini kaybetmiş sokağa düşmüştür, kimi ailesini kaybetmiş, kimisi de kumar masasında her şeyini kaybederek düşmüştür o sokaklara. Kimse sokakta yaşamak istemez. Kim istemez ki mutlu bir ailesi olsun, iyi kötü bir evi, ya da arabası olsun? Fakat hayat önümüze uzun bir maraton sunuyor ve bu maratonun atletleri kimi zaman ilk kıvrımda nefessiz yere yığılırken kimi de son yüz metre kalmışken bile deparla bitirme çizgisine ulaşmaya çalışıyor. Sokakta gördüğümüz o insanların da elbette hayatlarında bir kırılma noktası vardı. En güzel gününden bu noktaya gelmiş insanlar da vardı elbet içlerinde. Hepsi de birer kaybedendi ve acı olanı hepsi de birer gerçek kaybedendi. Geri kazanımları için yeterince geç kalınmış bu insanlar artık kaybetmenin tüm varyasyonlarını sonuna kadar yaşamış insanlardır. Kendisini dış dünyadan tamamen soyutlamış ve kendi evreninin tüm koşullarını yine kendisi dekore etmiştir.

 

Kaybetmek kısaca budur ve kaybetmenin hudutları neredeyse yoktur. Sınırları belirlenmemiş, uçları kestirilemeyen bir halat gibi uzun ve genişti. Kaybeden olmak eğer sizi baştan sarmış, tüm vücudunuzu etki altına almışsa hemen en yakınınızdakilere sarılın. Mesela aileniz. Her kaybedenin en büyük sığınağı ailesidir. Ve aile kaybetmenin verdiği sıkıntıyı ve hüznü dindirecek yegane kurumdur. Ailenize sarılın.

Şimdilik bu kadar. Hoşçakalın