Siyasal Marksizm ve Sınıf Analizi

Robert Brenner ve Ellen Meiksins Wood’un temellerini attığı siyasal Marksizm’in temel ilgisi kapitalizm ile jeopolitik arasındaki ilişkiyi çözümlemektir. Bunun için ‘kapitalizmin özgünlüğünü’ ve ‘sınıf mücadelesini’ odak noktasına alan kurumsal yaklaşımlar önerirler. Önce klasik Marksist ‘alt yapı üst yapı metaforu’nu eleştirerek kapitalist üretimde ‘siyasal ve hukuksal olanın özgüllüğünü’ savunurlar. Kapitalizmin özgünlüğünü kapitalist toplumda ‘siaysal olanın iktisadi olandan farklılaşması’ olarak tarif ederler. Bu öncüllerden hareketle, sermayenin ulus-devletin sınırlarını aşarak küreselleştiği çağımızda hala ‘neden tekil-ulus devletlerden oluşan bir jeopolitik yapı süreklilik gösteriyor.’ sorusunu yanıtlamaya çalışırlar. 

     

Siyasal Marksizm’e göre, kapitalizmin özgünlüğü, kendinden önceki üretim biçimlerinden farklı olarak ‘iktisadi olan’ ile ‘siyasal olanı’ birbirinden farklılaştırıp, her ikisinin birbirlerinden bağımsız alanlar biçiminde ‘görünmesi’ni sağlamasıdır. İktisat ile siyasetin farklılaşması aslında Batı’da kapitalist gelişmenin kendine özgü tarihsel bir sonucudur. Bu süreci ‘özel alan’ ile ‘kamusal alanın’ ve ekonominin ait olduğu sivil toplum ile siyasal alanın ait olduğu devletin modern Batı tarihinde birbirlerinden farklılaşmasının bir parçası olarak görebiliriz. Yine de, bu farklılaşma siyasal olanın bütünüyle iktisadi yaşamdan ve üretim ilişkilerinden ayrıştığı anlamına gelmez. Kapitalizm işte bu yönüyle iktisadi ve siyasi güçlerin, çıkarların ve süreçlerin birbirleriyle iç içe geçtiği kapitalizm öncesi üretim biçimlerinden ayrılır. Kapitalist üretim ilişkilerinde sermayenin sınıfsal gücü özelleşmiştir, değere el koyma süreci artık iktisadi araçlarla ve alanla sınırlandırılmıştır. İktisadi alandan devletin ve siyasetin elini çekmesiyle kapitalistleri iktisadi ilişkilerde ve alanda sınırlandıracak herhangi bir güç kalmamış sonuçta sermaye olağanüstü bir güç elde etmiştir. 

    

Bu farklılaşma süreci uluslararası düzeyde sınırları keskin hatlarla çizilmiş egemen devletlerin küreselleşme eğilimli, sınır tanımaz kapitalist dünya ekonomisiyle nasıl karşılılı kurulduğunu ve birlikte hareket edebildiğini de açıklar. Bugün modern siyasal söylemin devletin egemenlik gücüne ve uluslararası ilişkilerin merkezi bir siyasi otoriteden yoksun yapısına güçlü vurgu yapmasının arkasında kapitalizmin özgünlüğü yatar. Bir başka deyişle, kapitalizm siyasal olanla iktisadi olanı birbirinden farklılaştırarak sermayenin özgür hareket alanı olarak serbest piyasayı oluşturduğu gibi, egemen sınıfın çıkarlarından ve tahakkümünden arındırılmış, kendi çıkarlarına ve mantığına sahip bir siyasal alanı ve özer ve egemen devleti de oluşturmuştur. 

     

Siyasal Marksizm uluslararası düzeyde iktisat ile siyaset arasındaki ilişkiyi ortaya çıkarmak için siyasal mantığa vurgu yapan yeni bir teorik çerçeve önerir. Temel ilgi alanı kapitalizmden jeopolitik ilişkilere kayar. Çünkü asıl amaç neden kapitalizmin  küreselleşmesine paralel ulus-devletler sisteminin de küreselleşmediği, neden hala tekil ulus devletlerin varlığını da sürdürmekte olduğu sorusunu da yanıtlamaktır. Emperyalizm teorilerinin veri aldığı ulus-devletin ve devletler sisteminin siyasal Marksizm ilk planda nasıl ortaya çıktığını tarihsel ve mekansal özgül sınıf mücadeleleri ve ‘mülkiyet ilişkileri’ temelinde teorik kavramaya, böylece kapitalizm ile jeopolitik arasındaki ilişkinin günümüzde nasıl kurulmakta olduğuna dair önermeler geliştirmeye çalışır.

İlginizi Çekebilir:  Ulus Devlet ve Milliyetçilik Çeşitleri

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Ko cuce