Sömürgecilik Kıskacında İngiltere ve Fransa

Günümüz Avrupa’sının zengin olmasındaki en büyük pay hiç şüphe yok ki sömürgeciliktir. Bir devletin diğer bir devletin kaynaklarını kendi menfaatleri için çıkarıp onları işleyip tekrar çıkardığı ülkeye satabilecek bir meziyette olması aslında sömürgeciliğin ne kadar haksız ve adaletsiz olduğunu görüyoruz. Sömürgecilik Sanayi Devrimi’nden sonra emperyalizm adını aldı ve I. Dünya Savaşı’ndan sonra ise mandacılığa evrildi.

Dünyada sömürgecilik deyince akla gelen ilk devletler: İngiltere ve Fransa. Afrika ve Hindistan başta olmak üzere pek çok konuda ihtilaflara düşen iki ülke arasında sömürgeleriyle zenginliğine zenginlik katan devlet İngiltere’ydi. Güneş batmayan imparatorluk denmesinin nedeni dünya genelinde o kadar çok sömürgeleri vardı ki güneşin bu coğrafyalarda fiziken batması imkansızdı.
Afrika’da Mısır ve Nijerya, Güneydoğu Asya’da Portekizlilerin elinde bulunan Hindistan ve kıyı bölgeleri olmak üzere pek çok önemli konuma sahip yerleri işgal eden ve her türkü kaynaklarından yararlanan İngiltere sömürgecilik alanında yarıştığı ve en güçlü rakibi konumundaki Fransa ile ticaret yollarını paylaşmaktan kaçındı. Fakat bu durum iki ülke arasında ciddi bir siyasi krize dönüştü ve iki ülke arasında adını sonradan alan Yedi Yıl Savaşları yaşandı. Savaşların sonucunda İngiltere galip gelen taraf oldu ve sömürgecilik yarışında en önemli rakibine büyük bir çelme takmış oldu.
Hindistan zenginliklerine giden yolda önceden Portekizlileri egale etmişler ve şimdi de en yakın takipçisi Fransa’yı da bu savaşın dışına itmiştir.

Hindistan, Çin ve Afrika’nın batı ve güney kesimlerinde sömürgeciliğe başlayan İngiltere daha sonra Fransa’nın Mısır’ı işgal etmesi üzerine yönünü tekrar Ortadoğu’ya çevirdi.
Ortadoğu’da İngilizlerin her anlamada rolü ve önemi çok büyüktü. İran tarafından İngilizlere verilen tavlz ve imtiyazlar İngilizler için bulunmaz bir nimetti.

Nasıreddin Şah zamanında tütün imtiyazı ile İran tütün tekeli İngilizlerin eline geçmişti. Daha sonra İran İngilizlere otuz yol boyunca kendi petrollerini çıkarma iznini verecekti.
İngilizler bir şeyi farketti, önemli birşey, hayati bir değeri olan birşey, ileride ülkelerin kaderlerini belirleyecek olan blrşey: Petrol.
İran petrollerinin millileştirilmesine İngiltere o denli karşı çıkmıştı ki. Petrolü millileştiren devlet adamı Muhammet Musaddık’ı CIA yardımıyla 1953’te gerçekleşen sistematik bir darbeyle görevinden uzaklaştırdılar.
Fransızlar ise İngilizlerden farklı olarak daha çok toprak istiyorlardı. İngilizler nazarında bu kadar değerli olan petrol Fransızlar için pek bir anlam ifade etmiyordu. Fakat İngilizler için petrol hayati öneme sahipti.

Petrol tüccarı olan İngilizlerin siyaseti açık ve netti: Dünyanın neresinde olursa olsun o yerin kaynaklarını sömürmek ve bunu gerçekleştirmek için her türlü siyasi çekişme, kaos oluşturma ve parçalanmayı körüklemek gibi tüm hileleri kullanmak gerekecekti. Nitekim İngilizler tarihte nereye gitmişse o yerde bir anlaşmazlık ve ihtilaf baş göstermiştir. Mısır, İran, Hindistan, Çin bunlardan bazıları.

 
Fransız sömürgeciliği ise daha çok mandacılığa yönelikti. Hem yönetmek hem de sömürme işini aynı anda ve süreklilikte yürütmek istiyorlardı. Sistematik şekilde yürütülen Fransız sömürgelerindeki yönetimler de aslında hiç demokratik değillerdi. Kuzey Afrika’da özellikle Cezayir’de XIX. yüzyılda yapmış oldukları toplu kıyımlar hiç de masum olmadıklarını göstermekteydi. Fransızlar petrol derdinde değillerdi fakat öyle bir hisse kapılmışlardı ki tüm dünyayı yavaş yavaş kendi sömürgeleri haline getirmeyi düşlüyorlar, bu düşüncelerini Napolyon gibi devlet adamları sayesinde alevlendiren Fransızlar siyasi arenadaki İngiliz üstünlüğünün sonunda farkına varıp bu arzu ve emellerinden yine yavaş yavaş vazgeçiyorlardı.

 

Fransızların sömürgecilikte İngilizlerden daha tecrübesiz oldukları bir gerçekti. İngilizler çöreklendiği coğrafyalarda askeri açıdan az birlikler bulundurmakta ama yerli halk ve yöneticilerle ilişkileri en azından istediklerini alıncaya dek çok iyi bir seviyede tutmayı başarıyorlardı. Hatta İngilizler Hindistan’ı sömürgesi haline getirdiğinde Hindistan’ın yerli halkını orada açtıkları fabrikalarda çalıştırıp bölge ya da şehre bir sömürge valisi atayacak kadar profesyonel bir yaklaşım içindeydiler.

 
İngilizlerin yapmış olduğuna modern sömürgeciliğin ilk örnekleri diyebilirken Fransa sömürgeciliğine aynı şeyleri demek pek mümkün değil zira Fransızlar sömürgelerinin bir Fenikeli, Venedikli ya da Cenevizli sömürge kolonilerinden herhangi bir farkı ya da uzun vadeli bir amacı yoktu. Fransızların sömürgecilik anlayışı sadece yeraltı ve üstü kaynakları belirli bir süre zarfında çıkartıp işletip satmaktan ibaretti.

 

Bazen bir yerin paylaşımı konusunda emperyalist güçler arasında dengeler bozulabiliyordu. Örneğin Somali’nin paylaşımı konusunda ihtilaflar yaşanmış ve Somali’nin kuzeyi İngilizlere, güneyi Fransızlara, Cibuti bölgesi de İtalyanlara bırakılmıştır. Yine aynı şekilde Afrika’nın paylaşımı sırasında İngilizler ve Fransızlar arasında büyük çıkar çatışmaları yaşanmıştır. Diğer paylaşılmasında ihtilaflar yaşanmış sömürge bölgeler arasında Kongo, Honduras, Gine ve Fas da vardır.

 
İki sömürge devleti de arkalarında unutulmayacak bir tarih ve pek de iyi hatırlanmayacak ya da hatırlanınca çok da iyi şeyler söylenmeyecek miras bıraktılar. İngiltere Hindistan’ı sömürgeleştirdikten sonra ülke içerisindeki Gandhi gibi isimlerin önderlik ettiği bir bağımsızlık savaşı patlak verdi. Devam eden süreçte Hindistan bağımsız oldu fakat Pakistan’la iç çekişmeler bitmedi. Kan ve gözyaşı bölgenin hala kanayan yarası durumunda. Keşmir Sorunu hala küresel bir kriz konumumda.

 

Öte yandan Kuzey Afrika’da Mısır haricindeki tüm ülkeleri sömürgesi haline getiren Fransa burada aynı zamanda kültürel bir miras ve ileride her daim hatırlanmasını sağlayacak bir kültür bırakmak istiyordu. Bunu gerçekleştirirken kan dökmekten ve her türlü korkunç işleri yapmaktan da kaçınmıyordu. Hristiyanlığı yaymak için yapmış oldukları misyonerlik faaliyetleri, ülkenin ileri gelen zenginlerinin topraklarına el konulması, Arapça ve Berberi dillerinin yasaklanması ve bunun yerine bölgede Fransızcanın hakim olması yönündeki çabaları Fransızların sadece Cezayir’de yapmış oldukları birtakım faaliyetlerdir.

 

Fransız yönetimi altındaki Cezayir’de 1.5 milyona yakın insan katledilmiş zorlamalarla beraber Cezayir’de Fransızca yaygın hale getirilmiştir. Ülkenin şu anda kullandığı diller arasında Fransızca da kendisine yer bulmuştur.

 

Öte yandan İngilizler ise Fransızlar kadar misyonerlik yapma ve ulusal kimliğini yayma gayesinde olmadılar. İngilizler sadece sömürgecilik denen şeyin nasıl bu kadar profesyonel ve tepki çekmeden yapılabileceğinin derdindeydiler. Yani daha çok parayla ve güçle alakalı bir durum.
Petrol İngilizler için vazgeçilmez ve önemli dedik. Hatırlayalım Musul petrolleri için işgal dönemindeki hareketleri. İngilizler hemen Musul’u kapmışlardı çünkü Musul zengin petrol yataklarına sahipti ve kesinlikle başka devletlerle paylaşılmazdı. Eğer böyle birşey söz konusu olursa da Hindistan ticaret yolunu paylaşmak istemediği Fransızlarla savaşmaktan ve karşı karşıya gelmekten çekinmediği gibi her tür riski de göze alırdı.

 

Şeyh Sait İsyanı kaybetme aşamasında olduğu Musul’u geri kazanmak için şahane bir fırsattı. Musul ne pahasına olursa olsun alınmalıydı. İsyana destek veren İngilizler sayesinde hareket yeni kurulan bir devleti haliyle çok yordu ve Türkiye, Musul’a gereken ilgi ve ehemmiyeti göstermedi. Bu süreç Türkiye’ye pahalıya mal oldu ve Musul tamamen kaybedildi.
O zamanın en süper iki gücü, (XVIII. ve XIX) küresel güç ler zaman içersinde sömürgelerini kaybettiler. Bağımızlık savaşları veya mücadeleleri bunda önemli bir yere sahipti.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir