1963’te Almanya’ya Çalışmaya Giden İşçilere Türk İş Kurumunun Verdiği Mektuplar

1963 yılında Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü Almanya’ya çalışmak için giden işçilere bir broşür dağıttı ve çalışan işçilere ne yapması, ne yapmaması gerektiği, ne şekilde davranması gerektiğini anlatan bugünden okununca oldukça samimi ve doğal gelen bir dille sanki onlarla konuşur gibi anlatmış. Türklüğün, Türkiye Cumhuriyeti’nin o zor zamanlarda dahi özünden hiçbir şey kaybetmediğini işçilere verilen bu kağıtlarda daha net anlayabiliyor ve daha iyi görebiliyoruz. Peki neler yazıyor dağıtılan kağıtlarda? Ne yazmıyor ki, ne söylemiyor ki ya da ne hissettirmiyor ki insana? Her biri birer özlü söz, birer atasözü. Bazıları insanın kalbine işliyor, bazıları zihinleri iğdiş ediyor. Gelin bu kağıtta yazılanlara beraber bakalım.

Onurlu Ol;

•Para biriktireceğim diye gerektiğinden aşağı bir şekilde yaşama.
•Kimseden öteberi isteme.
•Muhtaç olsan da belli etme.
•kendine başkalarını acındırma.
•Parayla olacak işleri parasız yapmaya kalkışma

Zekanı Kullan;

•İşini çabuk öğren ve en iyi şekilde yap.
•Bilmediğini sormaktan çekinme.
•Dikkatsizlik edip işinde malzeme zayiatlara sebep verme.
•Tembellik etme, Verilen işi tam zamanında noksansız yap.
•Boş ver diyene uyma.
•İşyerinde idarecilere, ustalara saygı göster.

Aileni, Evini Unutma;

•Evine muntazam mektup yaz, merak ettirme.
•Sıkıntılarını ailene yazma.
•Tutumlu ol; paranı sokağa atma, artırabildiğini evine gönder.

Sağlığını Koru;

•Kendine iyi bak.
•Sarhoş olma.
•Uyku saatlerinde uyu.
•Uçkuruna sahip ol.

Bayrağını Düşün;

•Yabancı ilde yapacağın iyi iş de kötü iş de şahsına yüklenmez; Türklüğe ait olur.
•Bayrağının şerefini hatırından çıkarma. Rengini atalarının dökülen kanından aldığını unutma.
•Dinden imandan ayrılma.

Görgü Kitabı

Yabancı ülkelerde kadın-erkek ilişkileri memleketimizden çok farklıdır. Yabancı kadın ve kızlar çok rahat hareket ederler. Onların bu hareketlerini yanlış anlayıp kötü kadın sanmayınız. Hiçbir şekilde rahatsız etmeyiniz. Ve laf atmayınız. Yabancı kadın bir erkeği beğenirse onunla tanışmak için fırsat arar ve yakınlık gösterir. Bu ancak gazino, kahve ve kulüplerde otururken olur. Kadından bir ilgi görürseniz ona bir şey ikram ederek, konuşabilirsiniz. Yabancı bir kadınla arkadaşlık kurmuşsanız ondan sadakat beklemeyiniz. Yabancı kadın, arkadaşı ile gazinoda içki içmeyi, parklarda rahat gezmeyi, sinema veya kulüplere gidip dans etmeyi yeterli bulur. Bunun için kadın istemezse arkadaşlığınızı daha ileriye götüremezsiniz. Aksi halde kadın arkadaşlığını keser. Yabancı kadın arkadaşlığını keserse bunu olgun karşılayınız. Bunun için çirkin, üzücü olaylara yol açmamalısınız.
Yabancı memlekette çalışan her Türk işçisi şunu unutmamalıdır ki:

Viyana’lara, Tuna kıyılarına kadar giden kahraman ecdadımız elin namusuna dokunmadığı gibi, sahipsiz bir bağdan bir salkım üzüm alsa bedelini kütüğün altına koymuş, bir incir koparsa parasını bir keseciğin içinde ağacın dalına bağlamıştır.

Bugüne kadar Türk’e hırsız, adaletsiz, hak yiyici, azgın denmemiştir. Siz de dedirtmeyeceksiniz.

 

Alman kadınlar Türk’ün kahramanlığını sevdikleri için size nazik ve güler yüzlü davranırlar. Bunu yanlış anlamayın. İçlerinde yaşadığınız bu insanların namusunu kendi namusunuz bilin. Batı ülkelerinde en kötü karşılanan ve hiç hoş görülmeyen hareketlerden biri, bir kadını herhangi bir şekilde rahatsız etmek, onunla istenmediği şekilde yakınlık kurmaya kalkışmaktır. Bir aile kadınına kötü gözle bakılması affedilemez.

Evli iseniz hiçbir şey, size yuvanızda sabırla sizi bekleyen vefalı eşinizi unutturmamalıdır.

Çok değil bundan sadece 50 yıl önce. Bugün Türkiye İşçi Kurumu, yurt dışına çalışmaya gidenlere bu mektupları verse ne olurdu? Şu mektubun içinde yazan değerlerden, istenilenlerden kaçta kaçı Türklüğün gerekleri olarak görülüyordu? Hangi değerleri ekleyebilir, yeniden yazma cesaretinde bulunabilirdik? O giden, verilen bu mektupları okuyan insanlar memleket özlemiyle yandılar, oğulları onların hikayeleriyle büyüdü. Ya torunları? Torunları nerede, ne hissediyor kim bilir? Belki kimliğinde Türk yazıyor ama özünde Türk olmayan her türden milletin kırılmış parçalarını taşıyordur göğsünde.

Mektubun kesinliği tartışılır fakat kendimi bir an 60’lı yılların ortasına koydum. Kötü bir durumdaydık ama bir değerimiz vardı. Gölgesinde ömür sürecek bir değer: Türklük değeri.