Thomas Hobbes ve Devlet

Bir eşyayı iki kişi istiyor ve o eşya iki kişiye eşit ve aynı zamanda paylaştırılamıyorsa o iki kişi birbirine düşman olur” sözleriyle “insan insanın kurdudur” sözünün gerekçesini ifade eden ünlü İngiliz materyalist filozof ve toplum bilimci Thomas Hobbes devletlerin neden kurulduğuna ve varoluş gerekçelerini ciddi bir bilgi birikimi ile ele alan ilk filozof ve sosyolog olarak önemlidir. Thomas Hobbes ve devletler. Devletler neden var? Devletler neden ve nasıl ortaya çıktı? Devletleri kim kurdu? İşte Thomas Hobbes ve Devlet

İnsan doğasını ve ilişkilerini, bireylerin anlaşmazlığının ve ittifak edememesinin altında yatan sebepleri uzunca süre inceleyen Thomas Hobbes, bir süre sonra insanların bir başkasına sonsuza kadar güvenemeyeceğini, bir başkasıyla sürekli çatışma halinde olacağını, doğasına bırakılan insanın vahşi yönlerini ortaya çıkaracağını ifade etmişti. Böylece ortaya çıkan korku ve endişe insanlarda kendilerinden tamamen bağımsız olmayan bir üst otoritenin varlığına olan ihtiyacı ortaya çıkardı. Ve tabi sonunda devletler ortaya çıktı.

Thomas Hobbes’a göre devlet, insanların kendi aralarında ihtilafa düşeceği için kurulması gerekli olan bir kurumdur. Dünya üzerinde bir kişi varken huzur, iki kişi varken savaş, üç kişi varken de ittifaklar olur tezini doğrular biçimde iddiasını güçlendiren Hobbes’a göre aynı zamanda devletleri kurulmasında insanların rolü büyüktür. Kendi aralarındaki sorunları çözmek için dördüncü bir kuvvete ihtiyacı olan ve bu kendi iradelerinden daha kuvvetli olan bir kurumun kurulmasını da yine insanlar istemişti.

Hobbes’un görüşlerini ilerleyen süreçte ünlü Fransız düşünür ve filozof J. J. Rousseau eserlerinde işlemiştir. John Locke‘un da kendisine yönelttiği birtakım eleştirileri olsa da Hobbes’a en donanımlı yanıt kendisinden iki asır sonra Fransa’da doğan Rousseau’dan gelmiştir.

Hobbes, aynı devirde yaşadığı İtalyan düşünür Niccolo Machiavelli ile aşağı yukarı aynı fikirdeydi. Machiavelli gibi o da monarşik düzenin insanlar için en ideal yönetim biçimi olduğunu savunuyordu. Machiavelli’nin Prens adlı kitabı ile Hobbes’un Leviathan adlı kitabı içerik ve mesaj olarak birbirlerine paraleldir. İkisi de mutlak monarşi propagandası yapıyordu.

Mutlak gücün kaçınılmaz olduğunu iddia eden Thomas Hobbes’a göre korku ve güç elde etme isteği insanların yaşamlarına yön veren iki önemli olgudur. ”Yaşamımın tek ihtirası korku oldu.” sözleriyle görüşünü destekleyen Hobbes, bu düşüncelerinin etkisinde kalarak mutlak monarşinin koyu bir savunucusu oldu.

Gerek düşünce gerekse yaşayış olarak muhafazakar bir birey olan Hobbes’un dine bakışı ise Machiavelli ile aynıydı. Devlet gerektiğinde dini kullanabilirdi. Makyavelist politikanın özünü oluşturan ”devletin dini” figürünü Hobbes’un materyalist görüşünde de net bir şekilde görebiliyoruz.