Trajikomik Üniversite Sistemi

İlkokul ve lise öğrenimi kabul etmek gerekir ki önemi çok yüksek eğitim aşamalarıdır. İlkokulda temel beceri ve düşünme üzerine geliştirilen zihinlerimizi lisede daha çok tekniki ve bilişsel olarak geliştiriyoruz. Karakter, lise yıllarında oturmuş olmakla birlikte daha çok sorumluluk gerektiren işlere kalkışıyoruz. Ve nihayetinde üniversite denilen aslında o kadar da işlevi olmayan, epey büyütülen, bazen gereksiz yere kasılan hüviyete sahip madden duvarlarla kaplı, manen gırtlağa kadar lüzumlu ya da lüzumsuz tonlarca bilgiden hülasa bir yer üniversite.

Çoğu zaman hayaliniz olan, her gün internetten baktığınız gibi yeşil çimenliklere saldım çayıra Mevlam kayıra tarzında atlamış, iki ayağı da dizden kırık ve yukarı dikilmiş kızlı erkekli kampüs kaçkını tipler görmek istersiniz fakat, maalesef, üzülerek yazmalıyım ki bomboş bir okulla karşılaşırsınız. Hani yüz elli yıl düşünseniz, böyle bir kurum inşa edeceğiniz hiç aklınıza gelmezdi belki. Öylesine hayal kırıklığı yaşatır bazıları. Tersini yaşayan pek azdır. Kimi kampüsün küçüklüğünden dert yanar, kimi “dağın başında okul mu olur, Ziggurat mı yapıyonuz” tipinden feryatta bulunabilir.

Bazısı 32. tercihten gelmiştir bazısı ilk tercihten-nokta atışı. Hayatın kuralı bu işte tercih meselesi. Kimi eli kaymış, kodu son anda İstanbul yazacakken Yozgat’ı yazmış insanlar da olabiliyor. (Yozgat bizim tacımızdır bu sadece bir örnek) El kayması.

Daha nice nice ilginç insanlar, kişilikler, yaratıklar var. Askerlikten yırtmak için gelen de var, aile baskısından kaçıp gelen de, evinin yakınında diye öylesine yazıp gelen de var; harbiden okumak için gelen de ve biz ölelim onlar yaşasın yeter ki o derece güzel olur bu insanlar. Öğrenimi seven bir insandan zarar gelir mi? Eli kalem tutan, kitap okuyan, fosforlu kalemle satır aralarını çizen bir insan muhakkak zarar verici değildir.

Öyle tuhaf ama kaderleri bir noktada, iki ayrı sandalyede gün aşırı oturmak kaydı ile birleşmiş insanlar bulunur. İlk seneden erkekler kızlara; kızlar erkeklere yabanilikle, abazanlık derecesindeki farklar kadar enteresan bir yakınlık gösterebilirler. Marjinal fayda bir süre sonra tatminkar bir eğri çizer. Fark azalır. Dersler desen hal getire. Laylaylom geçer bir nevi.

İkinci sınıf ‘ya biz geçen sene ne yaptık’ sorusunun cevabını bulmakla geçer. Ne yapıyorduk da ne yapmıyorduk gibi ne idüğü belirsiz soru ve sorunlar. Birinci sınıfın artıkları ikinci sınıfın yaz tatilinin sonuna kadar sürer. Daha sonra üçüncü sınıfta mezun olmaya bir sene kalındığı dehşete düşmüşçesine hatırlanır. Ama kocaman bir yıl sonuçta diyerek top dörde verilir. Tıka basa trübünün izlediği, son saniyelerde kupayı getirecek olan golü atması beklenen forvet oyuncusu yani. Atarsa ne ala. Ya atamazsa? İşte o zaman gelsin küfürler, diz dövmeler, pişmanlıklar.

Ve şunu söylemeden edemeyeceğim. Bir üniversite öğrencilerine sadece ‘öğrenci otobüs kartı’ imkanı sağlamamalı. Türkiye’deki çoğu üniversitenin eminim ki öğrencilere verdiği en büyük faydası öğrenci otobüs kartıdır. Yazık ki bu böyle olmamalı. Üniversite denilen kurumlar bomboş bir yapı olmaktan ziyade kavramsal, zihinsel ve pratiksek birçok alanda öğrencilerine çağ atlatacak bilgi ve teknik birikime, tecrübeli öğretim üyelerine sahip kurumlar olmalı. Yine ne yazık ki, ilk 500’de hiçbir üniversitemiz yok. Böyle olmamalıydı ama oldu ne yazık ki.