Tüm İnsanlardan Nefret Etmek İçin Geçerli Tek Sebep

Tüm insanlardan nefret etmeniz tek sebep var: Geçerli ve haklı bir sebep: Sizi anlamamaları. Ne kadar fazla kitap okusanız, ne kadar okusanız da insanları, anlatamıyorsunuz ya dertlerinizi, içindekilerinizi. Bu insanı yaralıyordu gerçekten. Doğumunuzdan ölümünüze kadar bir kişinin dahi sizi anlamadan, bir kişiye derdinizi anlatamadan gitme korkusu, düşündükçe insanı iyice kendine çekiyor, karanlığında boğuyor.

Tüm insanlardan nefret etmeniz mümkündür eğer hiçbir insan sizi anlayamıyorsa. İnsan başka bir insana neden ihtiyaç duyardı ki hem? Anlaşmak, anlatmak veya dinlemek için değil miydi tüm ilişkiler, aşklar, sevgiler? Böyle olmayan bir düzenin işlemesi, mekanizmanın oturması ne teoride ne de pratikte mümkün şeylerdi. Hayata uygulamaya kalktığınız vakit yalnız hayal kırıklıklarınızla kalıyordunuz.

Örneğin herkesten farklı şeyler söylemeyi, yeni şeyler öğrenmeyi istiyorsunuz; standardın dışına çıkmak, biraz farklılaşmak veya dünyayı daha iyi anlamlandırmak için çaba gösteriyorsunuz ve bu çaba karşısında insanların yalnızca seyirci olarak hayatınızda var olması ya da yalnızca önemsiz bir figüran gibi ortalıkta dolaşmaktan başka bir şeyler yapmaması sizi içinde bulunduğunuz her şeyden soğutuyordu.

Ne desem, ne öğrensem, ne çizsem beni anlarlardı diye düşünmekten vazgeçiyorsunuz bir süre sonra. Salıveriyorsunuz kendinizi azgın sularına bir nehrin. Geçip giden insanların arasında yalnızca bir madde olarak kalıyorsunuz. Hayatta en büyük pişmanlıkların söylenmemiş sözler olduğunu bildiğimiz halde söylemiyorsunuz içinizdeki tüm yeni olan şeyleri. Zaten anlatsam anlamayacaklar; ya alay edecekler, ya gülecekler ya da yaftalayacaklar: Kafa ütülüyor.

Neden böyle olmak zorunda diye de sormuyorsunuz bir müddet sonra. Sonra şairleri, şair ruhlu insanları daha iyi anlamaya başlıyorsunuz. Bu dünya hassas kalpli insanlar için bir cehennem demişti yazarın biri. O söz aklınıza geliyor ve istemsiz bir şekilde tekrar ediyorsunuz kendi içinizde. Her hayal kırıklığında bu söz aklınıza geliyor veya bir benzeri. Ve daha sonra boynu bükük ayrılıyorsunuz masanızdan, okulunuzdan ve yahut işinizden. Ve en sonunda dünya, size her şeyi anlar gözlerle son kez bakıyor ve siz yine boynu bükük ayrılıyorsunuz bu sefer tüm dünyadan, tüm insanlıktan. Geride yine boynu bükük kalıyor; sizde kalan tüm sözler, tüm itiraf edilememişlikler, yaşanmışlık ama yaşatamamışlıklar, itiraflar ve söylenmeye, anlatılmaya belki size göre dinlenmeye değer tüm düşünceler. Bir yerden tanıdık gelmesi lazım: Kürk Mantolu Madonna.