Hayat Neydi? Hayattan Ne Bekliyorduk?

Hayat benim için liseye başladığın gün, asıl hayat oluyordu. Biraz daha farklı düşünmeye, o zamana kadar görmediğin yeni şeyleri görmeye başlıyorsun. İyiysen iyi bir lise ve eğitim, kötüysen kötü bir lisede eğitimini tamamlıyordun. Ortası yoktu. Bana sorarsanız, hiçbir şeyin ortası yoktu. İyi veya kötü; güzel veya çirkin; ahlaklı veya ahlaksız.

Daha sonra liseden üniversite, bambaşka bir yer. Kimisine göre gezip vakit eğlendirmek, kimisine göre tecil sebebi, kimilerine göre de akademik kariyer basamağıydı. Başka bir amacı var mıydı üniversite okumanın. Er geç; iyi ya da kötü üniversite de bitiyor ve hayata hazırlanıyordunuz. Bir hocamız şöyle demişti bir keresinde: Üniversite sıralarında öğrendikleriyle hayata tam layığıyla hazırlanamıyor insan. Öyleydi, gerçekti ve acıydı üstelik.

Daha sonra iş, erkeksen askerlik, evlilik ve hayat siz liseye başladıktan sonra hiç durmayan, gittikçe azan bir nehir gibiydi. Bir şelale vardı ucunda. Oraya varıncaya kadar her şey bir keşmekeş içerisindeydi. Hayatta kalma savaşı ve şelaleden aşağıya indiğiniz vakit orası yaşlılık kanyonuydu. Dev kazanı diyorlardı coğrafyada. İşte orası durgunluktu, biraz daha az ses demekti, ve biraz daha sade bir hayat.

Hayat örneğin bana göre üniversiteden sonra kırılıyordu orta yerinden. Acımasız ve insafsız sesler çıkartıyordu kırılırken. Üniversite bitiminde insan bir şeylerin peşinde koşmuş oluyor; iş, aşk, kariyer. İşte o kovalamaca insanın geri kalan ömrü demekti.

Hayat neydi? Kovalıyorsun olmuyor ve en sonunda 30 yaşında mutsuz bir evlilik yaşıyorsun; hayat bu değildi sanırım. Hayat, bu değildi.

Üzerinize afiyet, ikramımıza sunulmuş tüm ziyafetler hayatın tuzu biberi diye masala tutunmuş efsanelerdi. Hayatın tuzu biberi neydi?