Türkiye’de Medya İlişkileri

Yasama yürütme ve yargıdan sonra basın ve medya 4. güç olarak kabul edilmektedir. Medyanın toplumlar üzerindeki etkisi bazen devlet politikası gereği kısıtlanmış ve erişimi engellenecek kadar tehlikeli görülmüştür.

Özellikle ilk etapta düşünce ve fikir bombardıman etkilenen, bilgi birikimi ve kültürel açıdan zayıf kalmış insanları kolaylıkla istenilen yöne çevirebilecek bir güce sahiptir. Medya herhangi bir korkuyu 10 kat daha fazla korkutacak kadar etkili ve gerçekte 10 kat korkulması gereken olayı ise hiç korkutmayacak kadar etkilidir.
Medyanın toplumlar üzerindeki bu çözücü etkisi çoğu zaman devletleri medyayı kontrol etmeye zorlamıştır. Türkiye tarihinde de bunun örneklerine sıklıkla rastlamak mümkün. Örneğin II. Abdülhamit’in İstibdat döneminde basın ve yayına olan sansürü nedeniyle Tanzimat ikinci dönem şair ve yazarları toplumsal ve siyasi konular yazmak yerine daha çok bireysel ve kişisel tecrübelerinden yola çıkarak duygu ve düşüncelerini kısıtlı olarak dile getirmişlerdir.

Bu kısıtlama örneğinde görüldüğü gibi medyanın kısıtlanması durumu koskoca bir olgunun farklı yorumlanmasına ve edebiyat gibi bir sanatın politika gereği alanının daraltılmasına yol açmaktadır.

Peki medyanın etki gücünü bu örneklerle vermişken günümüze dönelim ve medya ilişkilerinin nasıl kurgulanması gerektiğine değinelim. Medya ilişkilerinde öncelikle herkesin ortalama diğer cephelerin iyiliğine ve faydasına olacak adımlar atmasını beklemek çok romantik olacaktır. Pollyannacılık maalesef medya ilişkilerinde suni ve içi boş bir deyim olarak kalıyor.

Mümkün olduğunca medyayı asıl kullanan, medyanın içinde olan kişiler (gazeteciler) ile Halkla ilişkilerciler  arasında yapay olmamak kaydıyla bir koridor açılmalı. Bu koridorda yalnızca bu iki taraf yürüyebilmeli. Dışarıdan bir etki, ikilinin arasında zaten çıkara dayalı olan ilişkileri iyice yıpratacak ve bu koridoru tıkayacaktır. Dış etkilerden kastedilen bireysel sorunlar ve devlet müdehalesi gibi üçüncül sorunlardır.

Aynı zamanda gazetecilerin, halkla ilişkilerci ve reklamcılardan gelen tanıtım, toplantı, basın gezisi ve olmazsa olmaz reklamlar konusunda seçici ve tarafsız olmaları gerekmektedir. Bu ilişkilerde çok klasik bir yaklaşım temellendirilmeli: Liyakat usulü uygulanmalı ve iltimasın yapılmaması.

Bir Halkla İlişkilerci gazetecinin kendi yazılarına ve tanıtımlarına gazetesinde yer vermesini ister. Gazeteci ise kendisine gelen onlarca, yüzlerce mail ve tekliften özgün, en kaliteli ve en çok haber değeri taşıyanını alır. Bu konuda bir Halkla ilişkilercinin gazetecinin böyle düşündüğünü bilmesi gerekir. Yapılması gereken tek şey gazetecinin 3. etkenin bulunmadığı ortamda ilgisini çekecek detay ve haberin bulunmasıdır.
Bu şekilde yürütülen Halkla İlişkilerci, gazeteci ilişkileri, bu ortamın sağlanmadığı veya eksik sağlandığı ortamdaki ilişkilerden daha çok verimli ve karşılıklı ilişkilere yararlı olacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: