Türkiye’nin En Büyük Sorunu Nedir?

Türkiye’nin en önemli sorunu ne ekonomidir, ne yanlış politikalardır, ne dış ticaret rakamlarıdır ne de siyasilerdir. Türkiye’nin en önemli sorunu bir noktaya bağlı kalıp, o noktanın dışına çıkamamasıdır. Öncelikle ülke olarak kendimize düşman yaratmayı çok seviyoruz. Görünür ya da görünmez düşmanlar yaratıp onlar üzerinde türlü komplolar üretiyor, türlü senaryolar yazıp çiziyoruz. Var mısır görünmez düşmanlar? Elbette ki vardır.

Örneğin sürekli ‘üst akıl’ demenin, bu konuyu masaya yatırıp saatlerce televizyon kanallarında uzun uzadıya tartışmak, ısıtıp soğutarak aynı konulara aşağı yukarı benzer yorumlar yapmak kime ne fayda getirir. Şayet varsa üst akıl –ki var- bunu kabul edersiniz ve bir kenara bırakırsınız. Bu konuyu beş kez, on kez, beş milyonuncu kez demek kimi bir adım öteye götürebilir?

Bilinçleri yönetmek ve kitleleri yönlendirmek için somut düşmanlar elbette ki gereklidir. Somut düşmanların varlıkları milletleri millet yapar. Düşmanınızın olmaması demek aslında bir çok açıdan iyidir. Norveç gibi olursunuz sınırlarınız sıkıntı olmaz, hava sahanızı işgal eden olmaz. Ekonominiz de güçlü olur kendi kendinizi kurtarırsınız, üstelik diğer devletlere de örnek olursunuz. Eğer siz bir Ortadoğu ülkesiyseniz sıkıntılarınız hep var olacak demektir. Geçmişte de böyleydi, şimdilerde ise hala böyle.

Bu yüzden düşman vardır. Gizli de olsa, görünür ya da görünmez de olsa bu bir gerçektir. Fakat bu konu her gün her saat ülkenin vatandaşlarının kahvehanelerde, evlerde, okullarda, iş yerlerinde göbekleri çatlayıncaya dek tartışabildiği bir konu haline gelmişse burada bir sıkıntı vardır. Nedir bu sıkıntı? Bu sıkıntı takılmaktır, bahane üretmektir, işin kolayına kaçmak, gerçek nedenleri görmezden gelmektir.

Çözüm dış mihrakları ya da üst akılları bitirmek değil, bu imkansız, deli işi olur. Bunu gerçekleştirmek için dünyayı bir ucundan diğer ucuna fethetmemiz gerekirdi. Bu engeller olacak, engellerle beraber ülke büyüyecek. Gündemde tutmak, sallayıp sürüklemek ya da iki kişi şuradan iki kişi buradan adamlar getirip bir masada tartışmakla bu konu bir yere varmaz. Onun için bir an önce bu sendromdan kurtulmalıyız.

Güçlü ülke olmanın temel şartı efsanelerden sıyrılmaktan, kuruntulardan uzaklaşmaktan geçer. Siyasiler ne kadar meydanlarda sesleri yırtılana kadar mitingler yapsa da, ekonomistler bangır bangır programlara çıksa da ülkede bu zihniyet var olduğu sürece hep bir aşağılanma ve yönetilme duygusu patlak verecek ve ülke kolonlarına yerleştirilen bu gizli dinamitler sonun hazırlayıcısı olacaktır

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: