Ulu Hakan Abdülhamit’in Ruslar İstedi Diye Astırdığı Er Halim ve Abbas’ın Hikayesi

Sivaslı er Halim’in trajik hikayesi. 8 Ağustos 1903 günü sabahı, Bulgar eşi Mısırkov  ve çocuklarıyla birlikte Bukova’dan Manastır’a gelen Rus Konsolos Rostkovski, şehirde bulunan Nüzhetiye Karakolu önünde nöbet tutan er Halim’in kendisini görünce selam durmadığını görür ve hiddetlenir. Rus konsolos, er Halim’e neden selam vermediğini sorar fakat Halim’in onu tanımasına imkan yoktur. Zira Rus konsolosun üzerinde konsolosluk kıyafetleri ve kavası yoktur. Arabasından inen Rus konsolos, Halim’in üzerine yürür ve Halim, “kusura bakmayın, özür dilerim, tanıyamadım” minvalinde birtakım sözler söyler. 

Bu cevap üzerine daha da hiddetlenen Rus konsolos, elindeki kamçı ile Halim’in üzerine yürüyor ve kamçıyı Halim’in yüzüne vurmaya başlıyor. Daha sonra Rus konsolosun tabancasına davrandığını gören Halim, can havliyle belindeki tabancayı çekerek Rus konsolosa ateş ediyor ve konsolos orada ölüyor. 

Bu arada Enver Paşa, karakola yakın bir kışlada Erkan-ı Harp yüzbaşısı olarak görev yapmaktadır. Silah seslerinin duyulması üzerine olay yerine giden Enver Paşa daha sonra hatıratlarında er Halim’in “ben vurdum” dediğini ve silahı kendisine teslim ettiğini yazmıştır. 

Ölen Rus konsolosun cenazesi kaldırılırken Osmanlı ordusu beş pare top atışı yapılıyor. 

Konsolosun Halim tarafından vurulmasından birkaç saat sonra Manastır Valisi ve Manastır Komutanınca Abdülhamid’e atılan telgrafta anlatılan olay ve olayın ceryan edişi uyumludur. Telgrafta Halim’in Rus konsolosu neden tanıyamadığı, bu hatasından (!) dolayı da konsolostan özür dilediği yazılmıştır. Yine telgrafa göre konsolosun Halim’e “bir iki güne kadar halinizi göreceksiniz” dedikten sonra “sövüp saymış” ve tabancasına davrandığı sırada nöbetçi erin can korkusuyla konsolosa ateş ettiği ve nöbetçinin kurşunu neticesinde konsolosunun öldüğü belirtilmiştir. Rus konsolosun yere düşen tabancası ise arabacısı tarafından konsolosluğa götürülmüştür. 

Garip er sen nasıl Büyük devletin konsolosunu vurursun? 

Tahttaki 25. senesini dolduran Sultan II. Abdülhamit ivedilikle emir veriyor ve Divan-ı Harp kurulmasını istiyor. Bu iş için görevlendirdiği güvenilir adamı Selim Melhame Paşa ise olayın gerçekleştiği gece Rus büyükelçiliğine gidiyor ve nöbetçi erin derhal idam edileceğini söylüyor. Ayrıca Halim’in amiri olan Subayın da ordudan ihraç edileceğinin garantisini veriyor ve yetmiyor; Melhame Paşa, bu olaydan sorumlu olan kişilerin mahkemeye sevk edileceğini de taahhüt ediyor. 

Henüz yargılama süreci başlamadan sanıklar hakkında idam cezasının verileceği umut ediliyordu ama bir ihtimal koca devlet askerini korurdu. Olayın gerçekleştiği günden bi’l itibar 1-2 gün sonra mahkeme başlıyor ve Rumeli Umum Müfettişi Hüseyin Hilmi Paşa’ya er Halim’e verilecek cezanın yarına kadar bildirilmesi talimatı veriliyor. 

Divan-ı Harp’te karar olayın gerçekleştiği günden 5 gün sonra yani 13 Ağustos’ta veriliyor. Yargılama süreci sonundan verilen karar şu şekilde:

“Jandarma Halim’in tehevvürle başladığı fiil-i katli taammüden neticelendirdiğinden Mülkiye Ceza Kanunname-i Hümayununun 170’inci maddesine tevfikan idamına” 

Yine aynı dava sonucunda yasa maddesi gereğince olayla hiçbir ilgisi olmayan karakol görevlisi er Abbas da idam cezasına çarptırılıyor. Er Abbas’ın idama gerekçe olarak gösterilen nedeni ise Divan-ı Harbe göre cinayeti işleyen Halim’i serbest bırakmak suretiyle katle iştirak yani ortaklı etmek. 

Öte yandan olayla ilgili yargılama sürecinde er Zeynel ile Manastır Fenercisi Tevfik de yalancı tanıklıktan dolayı sırasıyla 15 ve 5 yıl kürek cezasına çarptırılıyor. 

Yetmiyor cezalar daha da artıyor. Olayın gerçekleştiği mahalden Bulgar öğretmen Mısırkof’u konsolosluğa götürürken saygısızca konuştuğu iddia edilen Mülazım İsmail Hakkı Efendi ve Mülazım Salih Efendi de ordudan uzaklaştırılma cezasına çarptırılıyor. 

İşin enteresan tarafı er Halim ve er Abbas Divan-ı harbin idama mahkum ettiği sanıkların cezaları kararın açıklandığı gün olan 13 Ağustos 1903 günü öğleden sonra, Nüzhetiye Caddesi (Karakolun olduğu cadde) üzerinde konsolosun vurulduğu yerde asılarak “aleni” olarak infaz edilmiştir. 

Ordu haksız yere idam edilen bu iki erin infazını içine sindirememiştir. Bu olaydan sonra Balkanlardaki görevli Türk subayları ile Abdulhamit arasındaki bağlar tamamen kopmuştur. Öte yandan Manastır’daki fakir halk da idamları tepkiyle karşılanmıştır. Ayrıca bu olay, Abdülhamit’in devrilmesine kadar olan sürecin de önemli aşamalarından biri olmuştur. Harekat ordusunun Balkanlar’dan çıkmasının nedeni de budur. 

Bir Örnek

1993’de Kanapiçe Koyunda görevi gereği bir İngiliz subayını vurup diğerini yaralayan Balıkesirli er Musa için İngiltere ile savaşı göze alan Atatürk’tür.  Ve şimdi bugün bu havalimanına Abdülhamid Han ismi veriliyor. 

<< Alıntıdır>>

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir