Uluslararası İlişkilerde Üç Gelenek

Martin Wight uluslararası ilişkiler disiplinin aslında, üç tane gelenek arasında uzun zamanda devam etmekte olan bir diyalog olduğunu söyler. Hiçbir gelenek ne tamamlanmıştır ne de tek başına herşeyi açıklamaya yeterlidir. Önemli olan üçünün arasında devam etmekte olan verimli tartışmanın sürdürülebilmesidir. Wight’in 1950’lerin sonunda geliştirdiği ve derslerinde anlattığı bu üçleme, ölümünden sonra onun adı ile karısı ve iş arkadaşı tarafından derlenerek basılmıştır. İngiliz Okulu’nun da üzerinde en çok durulan tipolojilerden biri olan bu ayrıma göre üç uluslararası gelenek şunlardır:Realis, Rasyonalist ve Devrimci geleneklerdir.

Uluslararsı siyaseti anarşi ortamı olarak tanımlayan Realist geleneğin kökenleri Niccola Machiavelli ve Thomas Hobbes’a kadar uzanır. Devletlerin uluslararası siyasette tek aktör olduğuna inanan bu geleneğe göre devletlerin farklı ulusal çıkarlarının olması ve tek bir dünya devletinin bulunmamasından dolayı uluslararası alanda sürekli bir çatışma mevcuttur. Karamsar bir dünya görüşü olan realist algıda rekabet ve çatışma ortamı daha önceki devletler-arası sistemin mirasıdır ve sonraki sisteme de aynı şekilde geçecektir, yani realist gelenek sistemi değişime kapalı gören bir analiz düzeyine sahiptir. Bu gelenekte anarşi, güç siyaset, ulusal çıkar ve savaş önemli tartışma konularıdır. ‘Olması gereken’ veya ‘ideal olan’ ile ilgilenmezler, sadece ‘gerçekte olan’ realistler için üzrinde konuşulmaya değerdir. Uluslararası toplumun varlığına inanmazlar, Uluslararası hukuk ve uluslararası örgütlerin varlığının da sadece güçlü devletler bu kurumların kendi çıkarlarına hizmet ettiğine inandığı sürece devam edeceğini söylerler.
İkinci uluslararası ilişkiler geleneği olan Rasyonalizm, yaşananlardan ve hatalardan ders çıkarabilen insanoğlunun ya da siyasetteki adıyla ‘devlet adamları’nın doğru olanı seçebilecek rasyonaliteye sahip olduğuna inanır. Uluslararası hukuk düşünürü olan Hugo Grotius’un uuslararası haklar ve görevleri ile ilgili görüşleri bu gelenek üzerinde etkili olmuştur. Egemen devletlerin uluslararası siyasetin baş aktörü olduğunu kabul etmekle birlikte devletleri soyut kurumlar olarak değil birer insan ürünü olarak ele alır.Rasyonalist gelenekte ortak bir dünya hükümeti veya devleti olmadığı için uluslararası anarşi ortamının varlığı kabul edilir, fakat bu durumun devletlerin mantıklı seçimler yaparak temel düzeyde iş birliği yapmasının önüne geçmeyeceği savunulur. Devletler, ileride kendileri için de önemli olabileceğine inandığı için, birbirlerinin egemenlik haklarına saygı gösterme yolunu seçerler. Böylece devletlerin ortak kurum ve değerlerden yola çıkarak meydana getirdikleri bir ‘uluslararası toplum’dan bahsedilebilir. Yani, şu anda sahip olunan uluslararası düzenin, özünde hem anarşiyi hem de iş birliği olasılığını içinde barındırdığı için büyük bir değişim geçirmesine gerek yoktur. Sadece hem devletlerin hem de uluslararası ilişkiler disiplininin bu potansiyeli görmesi gerekmektedir.
Üçüncü gelenek ise Devrimciliktir. Bu geleneğin ünlü düşünürü ise siyaset düşünürü Immanuel Kant’tır. Uluslararası siyasetin aktörünün ve aynı zamanda amacının devletler değil ‘insanlar’ olduğuna inanan bu kozmopolitan görüşe göre günümüzdeki uluslararası ortam ileride tamamen değişecek ve yerine bir ‘dünya devleti’ kurulacaktır. İlerlemeye açık normatif bir görüşe sahip olan bu anlayışa göre, insanlık tarihinde olan her şey bir sebepten dolayı yasanmıştır ve bu da insanlığın büyük kaderine her seferinde bir adım daha yaklaşmaktadır. Aşırı iyimser bir bakış açısı olan devrimcilere göre, özünde iyi olan insanoğlu büyük bir devrime doğru ilerlemektedir ve bir gün bütün devletlerin ortadan kalktığı ‘ebedi barış’ ortamına ulaşacaktır.
 İngiliz Okulu, realizmin aşırı karamsar ve devrimciliğin aşırı iyimser uçlarının tam ortasında bir orta yol geliştirdiğine inanır ve kendisini rasyonalist gelenek içinde konumlandırır. Realist gelenekte ki gibi devletlerin siyasetin en öenmli aktörleri olduğuna inanmakla birlikte insan faktörünü de her zaman analizine dahil eder. Uluslararası anarşinin varlığına katılsa bile anarşiyi sürekli bir çatışma düzeni olarak görmez. Anarşi içerisinde kendisine has bir düzen ve işbirliği ortamı gelişebilir. Bu çerçevede ‘uluslararası toplum’un varlığının altını çizerek uluslararası ilişkilere farklı bir yorum katar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir