Liberalizm Nedir? Temel İlkeleri, Özellikleri ve Ortaya Çıkışı

Liberalizm, Uluslararası İlişkiler disiplini içinde ana akım kuramsal yaklaşımlar arasında “realizm” ile birlikte kendisinden en fazla bahsedilen kuramsal yaklaşımdır. Realizmin dayandığı temel varsayımlara liberalizmin karşı geldiğine inanılır ve liberal perspektiften uluslararası ilişkilere ve dış politikaya bakanların genelde “olumlu” bir dünya tasviri ve bakış açısı ortaya koyduğu varsayılır. Bu bölüm alışılagelmiş olan bu yaklaşımı kabul etmekte ve liberal uluslararası ilişkiler kuramının üzerine oturduğu temel varsayımları tartışmaktadır.

Liberalizmin Genel İlkeleri

Liberalizm, Batı siyasal düşüncesinde önde gelen ideolojilerden biri olarak siyaset biliminde öne çıkmaktadır. Bireyin kutsallığına ve hür teşebbüsün önündeki engellerin kaldırılması neticesinde toplumum genel refahının artacağına dair olan inanç, liberalizmin en başat özelliğidir. Bu bağlamda bir tanım yapmak gerekirse liberalizm insanı odak noktasına alan, akılcılığı ön plana çıkaran ve özel hayatın serbestliğini ve kamusal hayata ise sınırlı bir devlet müdahalesi öngören felsefi bir yaklaşımdır.

Serbest piyasa şartlarının insanların kapasitelerini ortaya çıkarmada en elverişli zemini sunduğu iddia eden liberalizm, hür teşebbüsün ve sivil toplumun önündeki engellerin kaldırılmasını savunur ve piyasa mekanizmalarının normal işlemesinin evvela tek tek bireylerin sonra da genel olarak bütün toplumun faydasına olacağını varsayar. Faydacı bir bakış açısına sahip olan liberalizm tek tek bireylerin zenginleşmesinin toplumun genel zenginliğini artıracağını öne sürer ve devlet ile pazar arasındaki ilişkide pazara/piyasaya öncelik verir. Dolayısıyla pazarın işleyişine dair yapılan her devlet müdahalesi, özünde pazarın adaletsizliklerini hafifletmeyi ön görse de, son kertede genel refahı düşürür ve daha büyük adaletsizliklere yol açar. Aynı zamanda liberalizm ile kapitalizm arasındaki yakın ilişki çok belirgindir. Bu bağlamda kapitalizmin bir ekonomik örgütlenme modeli olarak liberal değerlere inanan toplumlarda ortaya çıkması ve güçlenmesi bir tesadüf değildir.

Liberalizm ile birçok konuda kesişen kapitalizm, üretim ilişkilerinin serbest piyasa tarafından tanımlanmasını savunan, sermaye birikimi neticesinde özgür bireylerin ortaya çıkacağını varsayan ve özgür bireylerin ortaya çıkmasıyla toplumda hukukun üstünlüğü anlayışının yerleşeceğini öngören bir düşüncenin ürünüdür. Bireylerin kendilerine ait varlıklarının olması, bu varlıkların bir hukuk sistemi tarafından garanti altına alınmasını da beraberinde getirecektir. Önce kendi bedenleri, sonra da sahip oldukları maddi varlıklar üzerinde otonomiye sahip olan bireyler adil işleyen bir hukuk mekanizmasının ortaya çıkmasını isteyecekler ve kendilerini yönetmeleri için seçtikleri yöneticilerin her şeyden önce bu hukuk tarafından sınırlandırılmasını talep edeceklerdir. Yöneticiler hukuktan bağımsız keyfi şekilde hareket etmemelidirler. Kapitalizmin bu akıl yürütmesinden hareketle “hukukun üstünlüğü”, liberallerin sıklıkla vurguladıkları bir kavram olmuştur.

Liberalizme göre genel ahlakı ve normatif değerleri toplumsal ilişkilerin doğal akışı belirlemelidir ve tam da bu nedenle liberaller, ahlakın seküler bir şekilde tanımlanmasını savunurlar. Özgür düşünen, özgür hareket eden bireyler zaman içinde doğru davranış kalıplarını kendileri geliştireceklerdir. Sonuç olarak toplumsal uyum ve düzen seküler ahlak temelinde yükselecektir.

Liberalizmin Temel Kavramları

– Bireyin Önceliği
– Evrensel İnsan Hakları
– İlerlemecilik, Gelişme
– Modernizm
– Hukukun Üstünlüğü, Hukuk Devleti
– Seküler Ahlak
– Doğal Durum ve Uyum
– Teşebbüs Hürriyeti
– Serbest Piyasa
– Serbest Ticaret
– Sınırlı Devlet Müdahalesi
– Akılcılık

Liberalizmin bir başka özelliği de tarihin doğrusal bir akış çizgisine sahip olduğunu varsayması ve bu akış neticesinde günün birinde bütün insanlığın ortak liberal değerler etrafında bir birliktelik oluşturacağına inanmasıdır. Bu doğrusal tarihsel akışın liberal-demokratik siyasi örgütlenme modeline doğru evrildiği varsayılır. Liberalizm, aydınlanma felsefesinin en tipik dışavurumu olan ilerlemeci anlayışı benimsemenin yanı sıra yine aynı felsefenin beraberinde getirdiği insan haklarının evrensel ve doğuştan edinildiği fikrini de paylaşır. Doğal hukuk anlayışının bir gereği olarak, insanlar içine doğdukları toplumlardan ve yaşadıkları fiziki ve beşeri coğrafyadan bağımsız olarak evrensel haklara sahiptirler.

Gerek Magna Carta, gerek Fransız İhtilali, gerekse de Amerika Birleşik Devletleri’nin doğum süreci, bu düşünce etrafında şekillenmiştir. İnsan, akıllı ve rasyonel bir varlıktır ve bu özelliklerini kullanarak kendisini sınırlayan ve kısıtlayan bütün engellerden kurtulabilir. Yine liberal felsefe, aydınlanma ile birlikte anılan modernist kalkınma ve ilerleme düşüncesinin de arkasında yatan en önemli güçtür. Modernizm düşüncesi, özünde insanın aklını kullanarak doğayı kontrol altına almasını ve maddi kalkınmasını ifade eder. Bu doğrusal bir süreçtir ve zaman içinde dünyanın her köşesine yayılmıştır.

Liberalizmde Devletin Görevi

Liberalizme göre özgür bireyler aralarında bir toplumsal sözleşme yaparak güvenli bir şekilde yaşamaya karar verirler. Devletin temel görevi, kendi iradesini özgür bireyler üzerinde tesis etmek değil, bireylerin özgürlüklerini birbirlerinin haklarına zarar vermeyecek şekilde kullanmalarını mümkün kılmaktır. Devlet adeta bir gece bekçisi gibi hareket etmelidir. Liberaller, insan hakları kavramını öne çıkararak herkesin güven içinde uyumasını garanti eden ve ancak bir huzursuzluk olduğunda ortaya çıkan devlet tipini savunurlar. Özgür bireylerin iradeleriyle ortaya çıkan devlet, bireylerin bu özgür iradelerini asla sınırlandırmamalıdır.

Tarık Oğuzlu, Uluslararası Antalya Üniversitesi