Ümidini Kaybetmek

Her türlü kaybetmeler anlaşılabilir, meşru bir zemine çekilebilir ama ümidini kaybetmek için söylenecek yapılacak herhangi bir şeyin olacağına inancım maalesef yok.

Ümidini kaybetmenin, heyecanını kaybetmekten herhangi bir farkı ya da yaşama Sevinç’ini kaybetmekten herhangi bir farkı yoktur. Dibe vurmuşluk olarak da kabul edebileceğimiz ümidini kaybetmek, hiç şüphesiz kimsenin istemeyeceği bir durumdur.

Dibin sınırı yoktur. Sefalet ya da düşkünlük; ümitsizlik ya da korku artık herhangi bir duygu, olgu ne varsa tüm bunların sınırı, hududu ya da çerçevesi yoktur. Bu halden başka nasıl müşkül duruma düşebilirim dersiniz ama emin olun sizin o durumunuzdan çok daha müşkül bir hayat yaşayan insanlar hep vardır.

Ümitsizlikle bir ömürüm geçeceğine inanmıyorum ben. Bir şeyleri düzeltme ihtiyacı, hayata karşı pozitif yaklaşım, doğan güneşin içini aydınlatması gibi farkların olmadığı bir dünyadır aynı zamanda ümitsiz olmak. Yapılacak herhangi bir şeyin, hiçbir şeyi eskisi gibi yapamayacağına olan inançtır. Ve bu yoldaki tüm eylemler gereksizdir.

Kısacası bu bir sendromdur ve içinden çıkılması uzun zaman alabilir. Belki de hiç kurtulamayacak, tedavisi olmayan bir hastalığa dönüşebilir. Hastanın tek çıkar yolu ya mükemmel bir doktor ya da kendi fişini kendi çekmesi olacaktır. Aidiyet hissi de yine ümidini kaybetmiş insanlarda neredeyse hiç görülmeyen bir histir. Hiçbir şeye kendini ait hissetmeme, bir yere bağlı yaşamama isteği oluşur. Sanki birilerine ait olunca ya da birilerine bağlı bir hayat sürünce diğerlerine de bu hastalığın sirayet edecekmiş gibi gelir.

Ümidini kaybetme, korkuların, kaybetmelerin, dibe vurmuşluğun en korkuncudur. Ne olursa olsun insanlar ümidini diri tutacak olaylara merak salmalı. Bir yerden ümidi kırılınca öbür yerlerden telafi etmeli ümidini. Başka hatıralar ya da başka anılar bırakmalı hayatının bir köşesinde ümidini kaybetmemek adına. Ya da bir nesne de olabilir bu; şehir, kitap, soyut kavramlar…