Yazarlara, Yazar Olmak İsteyenlere Altın Kurallar

Hem dünya edebiyatında, hem de Türk edebiyatında yakından tanıdığımız, kitaplarını okuduğumuz veya hiç olmazsa adını duyduğumuz şairler, düşünürler ve yazarlar var. Hiç şüphesiz bazıları yazın tarihine damgasını vurmuş büyük kişiliklerdir. Büyük, usta, duayen ve ehil gibi sıfatlarla da yad edilir çoğu zaman. Bu yazar, şair ve düşünürleri -yine- hiç şüphesiz kalemleri güçlü olduğu için müthiş sıfatlarla yad eder, överiz. Onları bu noktalara getiren anlatımları ve anlatma teknikleridir. Bir yazarı yazar kılan öğeler nelerdir? Bir yazar yazımında neleri dikkate almalı? Bu yazımızda mümkün olduğunca bu noktalara değinmeye çalışacağız.

Uzun Cümlelerden Kaçınmak

Uzun cümleler, metinlerin okunmasını zorlaştıracak ve belirli bir süreden sonra okuyucuyu boğacaktır. Yazın tarihimizde uzun cümleleriyle ün salmış usta kalemlerimiz var. Eğer bir yazar kendisini, o usta kalemler gibi hissediyorsa elbette uzun; beş-altı bağlaçlı cümleler kurabilirler. Yalnız içeriğin, temanın ve anlatımın kusursuz olması gerektiğini vurgulayalım. Örneğin Ahmet Hamdi Tanpınar o usta kalemlerden yalnızca biriydi.

İmgelere Boğmamak

Okuyucunun hayal gücünü zorlamaya ve sonunda okumamaya götüren en önemli sebeplerden biridir. Örneğin Kahraman Tazeoğlu‘nun şiirlerinde bunu sıklıkla görürsünüz. İmgeler, ulaşılmaz derinlikteki durumlar ve hayal gücünün en son raddede olduğu şiirleri ilk dönemlerinde alkış toplasa da ilerleyen dönemlerde yıldızının sönmesine yol açmıştır.

Samimi Olmak

Gördüğünü, duyduğunu, yaşadığını yazmak edebiyatta önemli ve dikkat edilemsi gereken kuralların başında gelir. Yazar, kendisine uzak olan olgu veya durumlardan bahsetmekten kaçınmalıdır. Örneğin Orhan Kemal‘in romanlarını okuduğunuz zaman Çukurova’nın bereketli topraklarını, tüm samimiyetiyle teneffüs edersiniz. Üstelik Orhan Kemal sizlere, bizzat başından geçen olayları anlatır ve siz de bu gerçekliğe haliyle şaşırırsınız.

Ahmet Mithat Olmamak

İleri gitmekten çekinmeyeceğim, okuyucuyu geri zekalı yerine koymamaktır. Yazarların bu kusuru ”Ahmet Mithat Hatası” olarak kabul edilir. Örneğin mükemmel ötesi bir kurguyla romana devam ediyorsunuz ve birden romanın akışını keserek okuyucuya nasihatler vermeye başlıyor; anlatılanların aslında ne olduğunu söylüyorsunuz. Bu elbette ki Tanzimat döneminin sıklıkla karşılaşılan kusurlarında biriydi. Hikaye ya da roman yazarken ders çıkarma işini okuyucuya bırakmak gerekir.

Eski Kelimeleri Sıklıkla Kullanmamak

Herkes sizin eski, Osmanlı Türkçesini bildiğiniz gibi Türkçeye aşina değildir. İletişim kurmak, daha fazla okunmak için o dönemin diliyle yazmak bir zorunluluktur. Yoksa okuyucu kiteleniz, ülkenin yüzde 5’lik bir kesimini oluşturur ve edebiyat tarihinde ne yeriniz ne de yurdunuz olur. Örneğin Kadir Mısıroğlu’nun düzinelerce kitabı var: Kimler ka’le alıp okuyor? Ya da kimler ka’le alıp okuduğunu anlayabiliyor.

Herkes yazar olamıyor; özellikle her kalemi eline alan usta bir yazar olamıyor. Öncelikle çok iyi bir yazar olmanın yolu çok kitap okumaktan ve kendini diğer yazarlarla sürekli mukayese etmekten geçiyor. Her yazarın etkilendiği ve yazım tekniği hoşuna giden ekol olarak aldığı şairler, yazarlar vardır. Bu etkilenme, çalmak ya da özgün olmamak değil sadece kendi yolunu çizmede yardımcı, destekçi bir aşama bulmaktır.