Yolculuklar

Yolculuklara alışmış vedalara ise çoktandır aşina biri olarak söylemeliyim ki hiçbir yolculuk ve hiçbir veda, alışmışlığın hoyrat sınırları içinde değildir. Özlemle çevrili hiçbir yolculuk ya da vedalara alışılamaz. Vedalar yolculukların olmazsa olmazı, en çok insanı üzen kısmıdır. Hele bir de sizi uğurlayanlar var ise.

Yolculuklar, soğuktur. Gelişen teknoloji sayesinde her ne kadar konfor ve zaman açısından ileri seviyelere çıkmış olsak da özlemin ne zamanla ne de kolaylaşan yolculuklarla bir ilgisi var. Özlem hep olduğu, kaldığı ve saydığı yerde kalıyor; bir yere gitmiyordu.

Yolculuklarda asıl uğurlanan kişi her ne kadar kalan taraf olsa da uğurlayan kişidir. Her yolculukta en çok üzülen kalan taraftır. Sanki terk edilmiş bir şehrin son sakini kalmış gibi müthiş bir iç sıkıntısına sebep olur. Yolculuklar insanı kendisine alıştırmaz. İlk insandan beri, ne zaman birileri bir yerlere gitmiş ve diğerleri onu beklemişse özlem hep baki kalmış; yolculuklar hep soğuk olmuştur.

Otobüs, tren, uçak, vapur ya da feribot; türü ne olursa olsun her türden yolculuk; öncesinde, esnasında ve sonrasında tadına aşina olduğumuz bir burukluk bırakır. Ve biz insanoğlu buna engel olamıyoruz. Özellikle sevdiğimiz insanları yolcu ettiğimiz zaman, sanki onu bir daha hiç göremeyecek olmanın üzüntüsüne kapılıyoruz.

Su dökmek, sarılmak, helallik istemek ya da ağlamak veya içine siz ne koyarsanız koyun hepsi bu üzüntünün bir tezahürü ve ayrılmaz bir parçasıdır. İnsanlar gelir, insanlar geçer; yolculuklar değişir ama özlemler hep içimizde kalır. Bavullar, çantalar veya poşetler bir ağır yük oluşturur, ne çekilir ne taşınır yapar onları. Hepsinde ağır bir üzüntünün sinmişliği vardır hiç kuşkusuz.

Velhasıl, yolculuklar ve yolcu olmalar, kaçınılmaz ve alışılamazlardır. Zira yolculuklar alışılabilir olsalardı son yüzyılda alışılabilir olurlardı. Ve en kötü yolculuklar, sonrası hep özlemle geçen yolculuklardır.