Emek ve Karşılık

Yapılan bir işin ya da verilen bir emeğin karşılığını alamamak kadar üzücü, heves kırıcı ve sizi hayata küstüren başka bir hak ediş daha yoktur. Hak etmek, tüm evrensel tabulara göre aynıdır. Birisi, bir şeyleri canı gönülden istiyorsa ve bunu sadece istemekle kalmayıp eyleme döküyorsa ve de gerçekten çok çabalıyorsa hak etmiş demektir.

Emek ve karşılık, hak edenin hakkını alması, dünyadaki tüm iyi insanların gerçekleşmesini istediği bir şey: Aksini ise kötüler, kötü insanlar iddia eder.

Evrensel iyilik ya da evrensel olan hak edişiniz, size her zaman misliyle dönmüyor. Ve insanın öfkelenmesi ya da sinirlenip isyan etmesinin temel sebeplerinden biri de hak ettiği yerde olmamaktır.

Dünyadaki bütün zenginliğe, dünya nüfusunun sadece yüzde ikisinin (%2) sahip olması, Tesla dururken Edison’un parlaması gibi her zaman her yerde haklı insan hak ettiğine ulaşmıyor.

Meritokrasi, hak edene hak ettiği değerin verilmesi sistemi, sadece teorik ve ütopik anlamda gerçekleşebilir bir olgudur.

Emek, her zaman karşılıkla sonuçlanmayabiliyor. Örneğin bilgili, kültürlü ve aydın bir insanın Meclis’teki koltuklardan birine oturması gerekirken il başkanının yakınının o yeri işgal etmesi, hak edenin her zaman hak ettiği yerde olmadığını bize gösteriyor.

Fakat bazı teselliler, hak edenin hak ettiği yerde olacağını söylese de önümüzde duran örneklerin aslında hiç öyle olmadığı gerçekliği ile tamamen suya düşüp iptal oluyor. Teselliler, “hak eden mutlaka kazanır” dese de pesimist bir yaklaşım, bunun aslında hiç de öyle olmadığı yönünde.

Siz, üniversite sıralarında diz çürütüp not kasarken, aynı sırada oturan bir başka arkadaşınız torpille devlet kapısına adımını atabilir.

Emek ve karşılık bahsinde en üzücü şeyse elden hiçbir şey gelmemesi. Elimiz kolumuz bağlı, olan biteni şaşkınlıkla izlemekten başka hiçbir şey yapamıyor olmak, hak ettiğimiz şeyi olamamaktan daha çok acıtıyor.

Dünya daha iyi ve daha yaşanabilir bir yer olabilirdi; herkes hak ettiği yere gelse, hak ettiği şekilde ölse, hak ettiği kadar kazansa. Ama dünya eğer böyle bir yerse, ki şüphe yok, yaşamaya devam etmekten, yine de azimli olmaktan, tekrar tekrar denemekten başka herhangi bir alternatifimiz yok. Dünya intihar edilmeyecek kadar güzel bir yer olabiliyor; sadece yerinden çıkan taşların duvara yeniden sıkıştırılması gerek.