11 Eylül Saldırıları Sonrası Dönemde Türk Dış Politikası

11 Eylül saldırıları Soğuk Savaş sonrası dönemde önemli bir dönüm noktasıdır. Bu saldırılar Soğuk Savaş’ın bitişiyle iyice ön plana çıkan küreselleşme sürecinin ve onun küresel refah ve barış vaat eden idealist söyleminin sorunsuz olmadığını, küreselleşmenin kendi düşmanını, yani küresel/sınır aşan terörizmi yarattığını ortaya koymuştur. Düşmanın belirgin olduğu (ulus-devlet) klasik güvenlik anlayışı yerini düşmanın belirsiz olduğu bir güvenlik algısına bırakmıştır. Bu belirsizlik özellikle liberalizmin ve insan haklarının cenneti olarak görülen ABD’de birçok anti-demokratik uygulamanın önünü açmıştır. ABD hızla savaş pozisyonu almış, söyleminin ulus-aşan terörizme karşı küresel savaş, ancak muhatabının yine ulus-devlet (Afganistan ve Irak) olduğu bir çatışma başlamıştır. Büyük Ortadoğu Projesi ile Ortadoğu’yu liberalleştirmeyi ve demokratikleştirmeyi, doğrudan olmasa da dolaylı olarak desteklediği Medeniyetler İttifakı projesi ile de çatışma halindeki medeniyetlerin bir araya gelmesine katkı sağlamayı amaçlamış, ancak her iki projesi de istediği gibi sonuçlanmamıştır.

11 Eylül sonrası dönem AB açısından oldukça zor bir dönemdir. Bir taraftan Doğu Avrupa genişlemesi tamamlanmış ve bunun yarattığı külfet, derinleşmenin istenilen boyuta getirilmemesi ile artmış, diğer taraftan yaşlanan nüfus, durağanlaşan ekonomi ve artan sosyo-ekonomik problemler Avrupa’nın güç kaybetmesini kolaylaştırmıştır. AB giderek ABD’nin tek kutupluluğuna bir alternatif olmaktan çıkmış, onun yerini Putin’in idaresi altında yeniden güçlenen Rusya, ekonomisi hızla büyüyen Çin ve bazı orta-ölçekli çevre ülkeleri (Brezilya, Hindistan,Endonezya vb.) almaya başlamıştır.

İlginizi Çekebilir:  Thomas Hobbes ve Devlet

Uluslararası sistemin hızla güvensizleştiği bu ortamda Türkiye’de, ağır bir ekonomik krizin ardından 1990’ların siyasi partilerini sistemin dışına iterek tek başına iktidara gelen ve bu iktidarını halen sürdüren yeni bir siyasi oluşumun, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) iktidarı başlamıştır. Bu dönemin dış politikasında temel karar alıcılar partinin lideri ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile 2002-2009 yılları arasında kendisinin dış politika başdanışmanlığını ve 2009’dan itibaren de Dışişleri Bakanlığı görevini yürüten Ahmet Davutoğlu’dur. Davutoğlu’nun AKP iktidarı başlamadan önce yayımladığı Stratejik Derinlik (2001) başlıklı eserinin AKP dönemi dış politikasının temel yönelimlerini ortaya koyduğu söylenebilir. Bu eserinde Davutoğlu, Türkiye’nin jeopolitik önemine tarihsel bir derinlik kazandırarak dış politikada eksik olduğunu düşündüğü siyasi vizyonu tesis etmeye çalışmıştır. Türkiye’nin, Osmanlı İmparatorluğu döneminde İmparatorluğun sınırları dahilinde bulunan çevre bölgeler (Havza)  ile ilikilerini siyasi ve ekonomik düzlemin yanı sıra kültürel bir düzlemde de arttırarak devam ettirmesi gerektiğini savunmuştur.

AKP dönemi Türk Dış Politikası’nın seyrine bakılıcak olunursa, ABD ile ilişkilerin yakın bir biçimde devam ettiği görülmektedir. Türkiye bu dönemde ABD’nin uluslararası terör mücadelesini desteklemiştir. NATO çerçevesinde Afganistan’a yapılan müdahaleye tam destek verilirken, Irak’a yönelik uluslararası meşrutiyeti tartışmalı olan ABD ve müttefiklerinin müdahalesine ilke olarak destek verilmiş, ancak uygulamada, 1 Mart Tezkeresi‘nin reddinde de görüldüğü üzere, ABD birliklerinin Türkiye’de konuşlanmasına ve Türkiye’nin  Irak’ın kuzeyine asker göndermesine izin verilmemiştir. Bu durum Türkiye ve ABD arasında gerginliğe yol açsa da, ilişkilerde bir kopma meydana gelmemiş, bilakis ilerleyen dönemlerde Türkiye ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nde önemli bir rol üstlenmiştir(Uzgel,2009b:369).

İlginizi Çekebilir:  Türk Tarihinin En Büyük İhaneti: Ergenekon Davası

AB ile ilişkiler de oldukça dalgalı bir seyir izlemiştir. 2004 yılında yapılan Kopenhag Zirvesi’ne kadar TBMM’de çıkarılan uyum paketleri ile AB’nin talep ettiği dönüşümlerin bir kısmı yerine getirilmiş, böylece katılım müzakerelerine başlanmasına onay çıkmıştır. Ancak müzakerelerde bazı kritik fasılların açılmasının Fransa, Yunanistan ve GKRY gibi devletlerce veto edilmesi ilişkilerin ilerlemesini engellemiş, Türk halkında da AB’ye yönelik bir tepki oluşmasına neden olmuştur. Bu nedenle AB’ye üyelik süreci ivme kaybetmiştir. Bugün AB’ye katılım süreci son derece yavaş ilerlemektedir ve fiilen donmuş olan müzakere sürecinin yeniden canlandırılması için kafa yorulmaktadır.

Kıbrıs konusunda Türkiye, resmi politikası olan çözümsüzlükten vazgeçerek çözüm odaklı bir dış politika yürütmüş, hatta sorunun çözümü için tasarlanan Annan Planı KKTC tarafından kabul edilmiştir. Ancak bu planın GKRY tarafından reddi ve GKRY’nin Kıbrıs Cumhuriyeti adıyla adanın tümünü temsilen AB’ye katılması çözümsüzlüğün bu kez Yunanistan-GKRY tarafından benimsendiğini göstermiştir. (Fırat,2009:450). Bu nedenle Kıbrıs sorunu, her ne kadar Türk dış politikasının gündeminde arka plana düştüyse de, halen devam etmektedir.

İlginizi Çekebilir:  Etnik Milliyetçilik Sorunsalı

Türkiye bu dönemde çevre bölgelerle ilişkilerini geliştirmeye gayret etmiştir. Balkanlar’da oldukça aktif bir dış politika izlemiş, özellikle Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı (TİKA) çerçevesinde Balkan devletleri ile ekonomik ve sosyokültürel ilişkilerini arttırmıştır. Kafkasya’da ise Rusya’nın Gürcistan’a saldırsı ile güvenlik endişeleri tırmanmakla beraber Gürcistan ve özellikle Ermenistan ile ilişkilerini geliştirme arayışına girmiştir. Ermenistan ile sınırın açılması ve iki ülke arasında diplomatik ilişkilerin kurulması için yapılan protokoller Ermenistan tarafından askıya alınmış, dolayısıyla ilişkiler soykırım tartışmalarının gölgesinde kalmaya devam etmiştir. Yine Kafkaslar’da Azerbaycan ile olan ilişkiler özellikle enerji alanında derinleşerek devam etmiştir. İran ile ilişkiler de karşılıklı üst düzey ziyaretlerle geliştitilmeye çalışılmıştır ve özellikle ekonomi ve enerji alanında ilerleme sağlanmıştır. Türkiye İran’ın nükleer programı ile ilgili yaşanan krizde arabuluculuk rolü üstlense de kriz tam manasıyla çözülememiştir. Türkiye Afrika ülkeleriyle ilişkilerini büyük ölçüde geliştirmiş. Afrika’nın pek çok ülkesinde açılan diplomatik temsilcilikler aracılığıyla bu ilişkiler kurumsallaştırılmıştır.

11 Eylül Sonrası ABD Politikası

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir