Arap Milletine Olan Nefretin Sebepleri Nelerdir?

Son zamanlarda artan bir Arap nefreti var ülkemizde. Son yıllarda artan göç dalgası ile birlikte şu an ülkemizde minimum beş milyon Arap yaşamakta. Gelen Arapların sosyoekonomik yapısı ve kültürleri, bazı Türk vatandaşlarda Arap milletine karşı bir nefretin oluşmasına sebep oldu. Arap halkına sövmeler ya da tiksinmelerin bir çok sebebi ve kimi haklı kimi de haksız argümanları var. Başlık başlık giderek bu soruna eğilmek istiyorum.

İlk göç dalgası Körfez Savaşından sonra oldu.

1994 yılına gelindiğinde Türkiye çok ciddi bir krizler karşı karşıya geldi. Irak-Türkiye sınırında 400.000’e yakın Kürt, Arap ve Türkmen kitle, yasal olmayan yöntemlerle barınmaya başladı. Saddamın ülkede kitlesel soykırımlara başlaması bu kitleyi iyice kontrol edilemez bir hale getirdi. Türkiye bu gruba göz yummak zorunda kaldı ve 400.000‘e yakın bu kozmopolit kitle Türkiye’nin muhtelif yerlerine dağıldı. Özellikle Adana ve Mersin bölgesi bu göçlerde en çok tercih edilen yerlerdendir. Şu an Adana’nın yapısındaki bu melez oluşumun temel sebebi Saddam‘dan kaçan insanların meydana getirdiği göç dalgasıdır.

Araplardan nefret edilmesinde tarihsel olaylar etkili oluyor

Birinci Dünya Savaşı sırasında, Arapların İngilizlerin doldurmasına gelerek isyan etmesi ve Osmanlı ile İngilizlerle işbirliği yaparak savaşa girmesi, Arap milletine ‘hain’ yaftası yapıştırmak için yeterli oldu. Türkiye’de mevcut etnik milliyetçi ve muhafazakar veya ulusalcı kitle Araplardan sırf bu sebepten ötürü nefret etmekte.

Arapların inanılmaz rahatlığı konusu

Türkiyede yaşayan ya da turist olarak gelen Arap nüfusunun kendi ülkelerindeki gördüğü despot ve sıkıcı politikalardan dolayı kendilerini Türkiye’de inanılmaz bir rahatlığa düşmüş bulmaları, onlara bazı kitleler tarafından ‘kendi ülkelerinde bu kadar rahat değiller” yaklaşımını doğururdu.

Bazı Arapların Türkiye’deki konumları

Bildiğiniz üzere ultra zengin Araplar Türkiye’ye gelmiyor. Türkiye orta sınıf ya da ortanın biraz üzerinde bulunan Arapların tercihi konumunda ya da savaşın ortasından kaçanların en güvenli sığınakları durumunda. Fakat bazı Arapların Türkiye’de kendilerini ya sokakta kalan, evsiz insanlar olarak ya da ucuz işgücü piyasası elemanı olarak lanse etmesi, haklı sebeplerden dolayı bir nefretin oluşmasına sebep oldu. Örneğin bir işi bir Türk işçi 20 liraya yapmaya yanaşmazken bir Arap ya da savaştan kaçan göçmen, 10 liraya razı oluyor. İşveren de haliyle Arap olanı çalıştırıyor. Ya da bir dönem ‘açız’ yazını ellerinde pankartla taşıyan Araplar için “eli ayağı tutmuyor mu çalışsınlar” yaklaşımını doğurmuş ama çalıştıklarında ise yukarıdaki durum meydana gelmiştir.

Aynısını biz yapar mıydık yaklaşımı

Savaştan kaçan, özellikle Suriyeli göçmenler için ortaya atılan bir görüştür bu. Biz olsak ülkemizi terkeder miydik? Bu soruya “hayır” diyor ve Arapların bu yaklaşımına anlam veremiyoruz.

Tüm bu sebepler ve yazamadığım onlarca sebepten ötürü ülkemizde bir Arap nefreti oluştu. Ama baktığımızda İslam dininin son peygamberi Hz. Muhammet‘in Arapların nasıl bir millet olduğunu bilerek bir hadisinde “Araplar hakkında kötü konuşmayın; ben de bir Arabım” demiştir. Kendimi İslam dininin şartlarını yerine getirmekten aciz ama mümkün olduğunca yerine getirmeye çalışan bir insan olarak düşündüğümde diyorum ki “Her ne olursa olsun sövmemek, kötü sözler söylememek gerekir” Ya da şöyle denir: Bizim Araplarla bin yılımız geçti. Gerçi bin yıl güvenmek için yeterli bir süre ama yanılmamak için değil.