Osmanlı’da Şehzadeler Neden Delirirdi?

Osmanlı Devleti hakkında en çok tartışılan konuların başında kardeş katli gelir. Bir kesimin anlam yüklediği ve mantıklı bulduğu bu uygulamayı bazı kesim ve düşüncede insanlar kesinlikle kabul edilemez olduğunu ifade ederler. Kardeş katlinin tarafları kesin çizgilerle böldüğü muhakkaktır. Öte yandan kardeş katlinin uygunluğunu ya da uygunsuzluğu hakkında konuşmadan asıl konuma gelmek istiyorum: Osmanlı’da neden şehzadelerin delirme örnekleri bu kadar yaygın?

Osmanlı Devleti’nde bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar ‘deli’ padişah tahta geçmiştir. Bu deli padişahlar ya valide sultanları tarafından yönetilmiş ya da tahtta kısa süre kalmışlardır.

Sancak usulünün kalkması ve kafes sistemine geçişle beraber şehzadeler artık sancaklarda valilik ya da yöneticilik yapıp tecrübe kazanmadıkları gibi padişah olana dek de sarayda ömürlerini geçiriyorlardı. Şanslı olanlar, padişah olup ölümlerini ancak mukadder bir ecel ile gerçekleştireceklerdi.

Şehzadeler, sarayda kaldıkları süre içerisinde bir kapana sıkılmış ve ölümü bekler bir vaziyetin çaresizliğindeydiler. Şayet padişah olamazlarsa kardeş katli gerçekleşecek ve boğularak öldürüleceklerdi. Ekber ve Erşed sistemi kardeş katlinin önüne geçemedi. Ömürleri boyunca sürekli ölüm korkusuyla yaşayan bu insanlar bir süre sonra kafayı sıyırıp deli olduklarında, padişah olanlar veya akıl danışmanları tarafından zararsız olarak görülüyorlardı.

Şehzadeler bu acı gerçeklik içerisinde hakiki manada eli kolu bağlı vaziyette ölümün kapılarını çalmasını bekliyorlardı. Ne kadar vatan ve devlet için bunlar oluyor deseniz de ben buna inanamam. Ölüm ve korkusu insanı her türlü ideal ve amaçlarından feragat etmeye zorlar. Hiç şüphesiz acı bir gerçeklikti.