Auguste Comte: Evrensel Bir Model Olarak Sanayi Toplumu

Sanayi Devriminin toplumlar üzerindeki beklenti ve değişimleri büyük sosyologları da çalışma alanına sevk eden büyük bir mecra haline gelmiştir. Gelişen Sanayi ve üretim, toplumların hiyerarşik yapısında, bürokrasinin kademelerinde ve devlet kurumlarının işleyişinde radikal değişimlere imza attı. Bu yazıda Auguste Comte’un Sanayi Toplumuna dair teorilerini göreceğiz.

Sosyolojinin isim babası olan Comte, ortadan kalkmakta olan Orta Çağa özgü teolojik (dini) ve militarist (asker, savaşçı) toplumların yerini yeni dönemle birlikte bilimsel ve sınai toplumların alacağı görüşündedir. Diğer bir deyişle, din adamlarının yerini bilim adamları ve savaşçıların yerini de sanayiciler olarak genellediği girişimciler, fabrika müdürleri ve bankacılar alacaktır.

Comte, toplumsal dinamiğin temelini “Üç Hal Yasası” olarak bilinen ünlü kuramı ile açıklar. Toplumsal değişmenin, tarihsel süreç içinde birbirini izleyen üç aşamadan geçtiğini varsayan Comte, ilk aşamayı oluşturan ve doğaüstü güçlere atıfta bulunan ‘teolojik evre’de hakim güç olarak askerler ile din adamlarını; ikinci aşama olan ‘metafizik evre’de artık belirginleşmekte olan hukuki ve siyasal formları, üçüncü ve son aşama olan ‘pozitif evre’de ise hakim güç olarak pozitif bilim ve sanayiyi görür. Bu aşamada gözlem ve deney yoluyla somut olaylara yönelen insan düşüncesinin, sanayicilerin ortaya çıkmasına yol açacağını belirtir.

Simon‘un “toplumun yeniden inşasının ayrıntılarını sanayicilere bırakma” yönündeki bakış açısı ile Jean-Baptiste Say’ın “toprak, emek ve sermayeden oluşan üretim faktörlerinin organizasyonunda girişimcilerin oynadıkları yaratıcı rol” noktasındaki vurgusu, Comte‘un daha iyi bir toplumun sanayiciler sayesinde nasıl ortaya çıkartılabileceği konusundaki arayışları üzerindeki etkisi büyüktür.

Comte, Batı Avrupa’ya özgü olan Sanayi toplumunun örnek bir niteliğe sahip olduğunu ve taşıdığı evrensel karekteristikten dolayı tüm insanlığın toplumu haline gelebileceğini iddia etmiştir.

Comte’un ortaya attığı özgür çalışma düzeni, bilimin sanayiye uygulanması ve bilimsel örgütlenmenin üstünlüğü noktalarındaki görüşler, Sanayi toplumunun üzerinde yükseldiği temel karakteristikleri oluşturmaktadır. Comte, Sanayi toplumunu “bilim adamları ile felsefecilerden oluşan “kurgusal” bir katmanın ahlaki etkisinin egemen olduğu bir sistem” olarak tasarımladığı noktada üstadı Simon ile aynı noktada buluşur. Bu sistem içerisinde sermayeyi “genel olarak topluma yararlı” olarak kabul etmesine rağmen, “mülkiyet bölüşümünün halkın çıkarları açısından bir önem taşımadığı” kanısına vardığı serbestiyetçi çizgide ise Simon üstadından ayrılır.

Sonuç olarak, Fransız Devrimlerinin son derece can alıcı biçimde kendini hissettirdiği ve çözülmekte olan eski rejimin yerini sanayileşme, -ücretli çalışanlar ile burjuvalardan oluşan- yeni sınıflar ve -fabrika, bürokrasi, piyasa gibi- yeni sosyo-ekonomik yapıların almaya başladığı bir dönemde görüşlerini oluşturan Comte, hem sosyoloji teorisi hem de Durkheim, Spencer ve J. Stuart Mill‘in kuramları üzerinde derin etkiler bırakmıştır.