Bilginin Kazanımı ve Getirileri Üzerine

‍Birşeyler okuduğunuzda ve öğrendiğinizde herhangi bir yerlerden, bu sizi ‘değer’ olarak yükseltir. Bu yükseltilme duygusunun tadını alan insan daha fazla okumaya ve öğrenmeye kendini muhtaç hisseder.

 
Bilgiye olan açlığını doyurmak isteyenler için öğrenmenin sınırı yoktur. Ne kadar çok bilgi varsa o kadar çok okunmalı ve öğrenilmeli. Daha sonra bu insanlar bunun sonu olmayacağını anlarlar. Burası kırılma noktasıdır. Bunu bildiği halde devam edenler ve bırakıp devam etmeyenler.

 
Bilen ve devam eden kimseler aslında gerçek bilginin ve lazım olan bilginin ne olduğunu, öğrendiklerinden ve okuduklarından anlamışlardır. Devam etmeyenlerse anladığını sanmışlardır.

 
Gerçek bilgiye ulaşma arzusu bir erdemdir ve bu erdemi muhafaza etmek de bir o kadar da zordur. Belirli bir bilgi kapasitesine ulaşan insanda ise yönetme duygusu ön plana çıkar. Bildikleri ve öğrendikleri onu başkalarını yönlendirmeye ve yönetmeye sevk eder.

 

 

Yazıları ve sözleriyle toplumda bir bilinç meydana getirmeyi amaçlar. Aynı zamanda karşılık bekler çabalarından. Belki günlerce, belki yıllarca emek vererek, kendinden ödün vererek topladığı ve edindiği bilgilerin nihayetinde başkaları tarafından da bilinmesini, okunmasını ve tasdik edilmesini ister. Kısacası alkışlamak ister çoğu zaman.

 

 

“Bir yazar, çokluk ve okunmak için yazar. Bunun tersini söyleyenleri alkışlayalım ama inanmayalım” der Albert Camus. Sözlerine katılmamak elde değil, doğruyu söylemiştir. Çünkü bu durumu en iyi kendisi anlamaktadır zira kendisi de bir yazardır. O da okunmak ve alkışlanmak ister.

 

 
Fakat bu durum gerçek bilgiye ulaşmak, gerçek bilgiyi öğrenmek için çabalayan erdem sahibi insanların bir kusuru olarak görmemek gerekir. Bu doğal olarak gelişen, her insanın içinde var olan toplumsal kabul görmenin bir sonucu olarak vuku bulur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: