Bir Gün Doğumu

İçimde adını bilmediğim şehirlere, eski ve külüstür bir otobüsün içinde yolculuk etmenin garip bir hissi var. Sanki, sanki ertesi gün tatile veya memleketinize gideceksinizdir ama bir türlü uyuyamaz ya da içinizdeki o tuhaf heyecana söz geçiremezsiniz ya öyle bir histi. Pencereme karşımda boylu boyuna duran, asil Sovyet mimarisi iş hanının penceresinden söken şafağın elvani renkleri yansıyordu. Gece birazdan bitecekti, gece en kısa ziyaretlerinden birini yapmaya hazırlanıyordu müdavimlerine. Ve sokaklar, ertesi günün mesai keşmekeşine hazırlanıyordu usulca. Tabelaların ışıkları, sokak lambalarının kapanmasıyla kapanıyor ve kucak açıyordu doğacak olan güneşe. Günün bu saatleri, insanlarda olmasa da tabiat da müthiş bir canlılığı besliyordu kucağında. Güneş, asırlardır doğduğu yerlerden tekrar günahkar semtin sokaklarını aydınlatacak, o aydınlıkta belki yokluğundan daha çok günah işlenecekti. Belki. Ama güneşin bun pek aldırdığı söylenemezdi. Asırlardır doğduğu yerlerden, kırlangıç sesleriyle doğuyordu ve gece ezeli dostunu saygıyla selamladıktan sonra yerini ona veriyordu. Bu sıralar ev sahipliğini güneş üstlenmişti, gece misafirdi.

Hilal, hemen üstünde duran yıldızla beraber güneşten gökyüzünde biraz daha kalmak için izin istiyordu ve güneş, hilalin güzelliğinden buna müsaade ediyordu. En fazla yarım saat kalabilirsin diyordu güneş, daha fazlası olmaz, gerisi fıtrat. Senin vaktin belli, benim vaktim belli. Gökyüzü iki yıldıza fazla.

Gece vakti tam tepede bulunan bulutlar güneşin geldiğini duyunca onu ziyarete gitmişlerdi. İstiyorlardı ki bir fotoğraf karesinde dahi çıkalım. Güneş onları da fenomen ediveriyordu hemen. Kendini ağırdan almayı ne kadar da seviyordu bu parlak yıldız.

Ve usuldan gece gibi hilal de saygıyla güneşi selamlıyor ve yeryüzü ile onu baş başa bırakıyordu. İşte güneş, tüm acıların, gözyaşlarının, sevinç çığlıklarının, vefanın, özlemin, savaşların ve ebedi dostlukların şahidi. Ve işte güneş tüm saflığıyla, tüm merhametiyle; yoksulun, zenginin, öğrencinin, işçinin, öğretmenin ve en aşağılık insanın üzerinde. Hesap sormadan, neden demeden kucaklayan, asırlık sevgi ve umut kaynağımız. Gün doğmadan bir şeyler doğmamıştı belki. Gün doğdu, yüzyıllar boyu ayak bastığımız topraklar aydınlandı, kimimiz umursamadı, kimimiz sabırla bekledi. Ve gün doğdu, hepimize gün doğdu.