Devletler Neden Güç Peşinde Koşar?

Realizmin en önemli ilkesi hiç şüphesiz güçtür. Gücün kaynağı askeri, coğrafi, nüfus ve coğrafi olmak üzere farklılaşabilir. Güç kavramına dahil edilen tüm bu farklılıklar realizme göre tek başına yeterli değildir. Güç, devletin uluslararası ilişkilerinde arkasında topladığı tüm etkenlerin bütünüdür. Güç kavramı konusunda Hans J. Morgenthau’nun görüşleri oldukça önemlidir. Morgenthau’a göre güç, bir insanın diğer bir insan üzerinde kurabildiği ve sürdürebildiği nüfuzdur, bu fiziksel şiddet yoluyla olabildiği gibi psikolojik yöntemlerle de gerçekleşebilir. Morgenthau, hayvanların hatta tavukların bile güç peşinde koştuklarını da iddia eder. Realizme göre bir ülkenin gücü, sahip olduğu tüm güçlerin (askeri, coğrafi, nüfus ve coğrafi gibi) toplamı ve değerlendirilmesi ile mümkün değildir. Güç, devletlerin elinde bulundurduğu güçleri, göreceli olarak nasıl kullandığı ile alakalı bir kavramdır. Gücü klasik realizm, devletin elinde bulundurduğu gücü, göreceli değerlendirmesi ile açıklarken Neo-realistler, güç kavramını amaçtan ziyade güvenliği sağlamak konusunda bir amaç olduğunu ifade eder.

Neo-realist teorinin önemli temsilcilerinden biri olan John Mearsheimer‘in ”saldırgan realizm” olarak da adlandırdığı yaklaşımına göre devletlerin güç için rekabet etmesi beş farklı unsurun bir araya gelmesi ve bunların uluslararası sisteme karakteristik özelliğini vermesi nedeniyledir. Bunlar sırasıyla;

  1. Sistemin temel aktörleri büyük güçlerdir.
  2. Her devlet saldırgan bir kapasiteye sahiptir.
  3. Devletlerin diğer devletlerin niyetinden (saldırgan ya da savunması) hiçbir zaman kesin olma imkanı yoktur. bkz. (Güvenlik İkilemi)
  4. Devletlerin nihai amacı hayatta kalmaktır. 
  5. Devletler rasyonel aktörlerdir. 

Mearsheimer‘a göre, bu beş unsurun tek başına bir tanesi devletlerin güç istencini açıklamaz, ancak bunların bir arada düşünülmesi, neden devletler güç peşinde koşar sorusunu cevaplandırabilir. Diğer devletlerden kuşku duyulduğu ve bu nedenle herkesin kendi başının çaresine bakmak zorunda kaldığı bir sistemde hayatta kalmanın en makul yolu diğer devletlerin size saldıramayacağı oranda güç artırımına gitmektir. Güç artırımı isteği klasik realistlerle örtüşen bir parametre gibi görünebilir ancak Mearsheimer‘a göre güç artırımı güvenliği sağlayan en garantili yol olduğu için önemlidir; yoksa sırf klasiklerin iddia ettiği gibi güçlü olmak tek başına insan doğasından kaynaklanan bir hedef değildir. Diğer devletlerin saldıramayacağı ölçüde güçlü olmak anarşik uluslararası sistemde hayatta kalmanın en emin yoludur.