Bir İnsan İdeallerini Milletinden Üstün Tutabilir mi ?

İnsanoğlunun fikirleri ve ideolojileri, savunduğu bir takım değerleri, çoğu zaman içinde bulunduğu, vatandaşı olduğu devletin sınırları içerisindeki insanlardan, yine vatandaşı olduğu devletin kaynaklarından, yaşadığı ülkede gördüklerinden ve yaşadıklarından sebeple şekillenir ve bir yaşam tarzı, hayat felsefesi ortaya çıkar.

Bazen insanda başka diyarlardaki insanlara, kitaplara, yaşam tarzlarına olan merak ve bunu öğrenme isteği hiç oluşmayabilir. Peki insan böyle bir durumda yaşadığı ülkedeki değerlerin, toplumsal kuralların, ahlaki parametrelerin, sınıfsal düzenin, ideal devlet yönetiminin başka ülkelerdekinden daha mı iyi yoksa daha mı kötü olduğunu, ne derece iyi ya da kötü olduğunu, kötüyse ne yapılması gerektiğini sağlıklı bir şekilde öğrenmesi mümkün mü ?

Ömrünün sonuna kadar yalnızca bir milletin değerlerini savunmak, iyi ve kötü her kuralını, farkında olmadan empoze ettiği davranış biçimlerini uygulamak düşüncesi insanda bireyselliği artıran unsurlardır. Bu aynı zamanda realist düşünceyi körelttiği gibi bazen ırkçılığa ve bazen de bağnazlığa ve sığ taassup zihniyetine dönüşebilir.

Farklı kültürlere açılma ve farklı kültürleri öğrenme isteği insanlar için çoğu zaman külfet olarak algılanır. Çünkü insan başka kültürlerle ilk karşılaştığındaki tepkisi kendi kültürüyle bağdaştırarak ne derece doğru ne derece yanlış ya da ne derece güzel ne derece çirkin olduğuna hüküm vermek olur.

Peki bu mümkün müdür ? Milletler arasında fark görmeden sadece tanımak, değerler edinmek, kendi milleti ile başka milletler arasında köken ayrılıklarının dışında fark görmemek.

Günümüzde artık neredeyse örneklerine rastlayamadığımız kültürel, kökensel ve dinsel farklılıklardan dolayı ön yargıyı kırmanın ve bazı değerler ve inançlar nedeniyle millet kavramını ortadan kaldırarak tüm dünyayı tek bir devlet olarak görmenin örnekleri tarihte de oldukça az ve adeta numuneliktir.

Le Cosmopolite‘in yazarı ve aynı zamanda bir gezgin olan Fougeret de Montborn kendi ülkesi olan Fransa’dan hiç çıkmamış ve bütün hayranlıklarını yalnızca bir ülkenin değerleri için vermiş olanlarla alay ediyordu. Hatta İngiltere’ye gitmek için pasaport işlemlerini hallederken görevlinin “Fransa’nın İngiltere’yle savaşta olduğunu unuttunuz mu ?” sorusuna Montborn şöyle cevap vermişti: ” Hayır, ancak ben bu dünyada ikamet eden bir insanım ve savaş halindeki güçler arasında tarafsızlığımı kusursuz olarak muhafaza ediyorum.”

İngiliz kimyager Humphrey Davy‘nin İngiltere ile Fransa arasındaki devam eden savaşlar sırasında karşı çıkmalarına rağmen “iki hükümet arasında savaşta dahi olsa, bilim adamları için savaşın olmadığını” ısrar etmiş ve Napolyon‘un bizzat elinden madalya almak üzere Fransa’ya gitmişti.

Son iki yüz yılda milli çıkarcılık o kadar çok yaygınlaştı ki bu ve benzeri olayların artık kişi bazında değil de devletler bazında daha farklı versiyonlarına her gün şahit oluyor ya da bu tip haberleri sıklıkla duyuyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: