Boş Mesaj








“Kafası önünde,  yanına yöresine bakmadan ilerlerken Aşti’de kayboldu. Bilmem kaç kere geldiği çıkış yönünü bulamadı ve dakikalarca dolaştı. Çıkış yönünü buldu ve istediği yere gitti. “
Basit bir hikayenin arasına saklanmış bir yaşam amacı, bir irade, bir cebelleşme vardı.
Yürüdüğü bütün yolların boynuna dolanmasıydı belki de bu. 
Nerede mutlusun, ne ile mutlusun sorusunun cevabını dünyanın içindeki onca hikayeden bulamamanın ceremesini çekmekle mi yolu şaşırmıştı yoksa. 
Bulduğu şarkıların kimse tarafından dinlenmemesini istemesi bencillik mi, yoksa sıradanlaşan şeyler mi onu  mutsuz ediyor sorusunu da cevaplayamıyordu. 


İnsanların neyle mutlu olduğu görmek onu diğerlerinden   uzaklaştırıyor ve mutlu olmak için onlardan ayrı yerler arıyordu. Bu daha çok ötekileştiriyordu onu. 


Televizyonda çıkan dizi oyuncularının ne kadar para aldıklarını hesaplamakla ömrünü geçirenler  vardır. Bunlar rahattırlar ve günlük dizileri takip ederek el işi örerler. 

Diğer kısım kitap yazarları ise  istediğini değil çok okunur listesinde görmek için popüler konular seçerek aykırı yazılarla farklı olduklarını ortaya koyarak kendilerini yarışın içine samimiyetsizce atarlar. 


O sıradanlaşan her şeyden nefret ederdi. 
Minimalist yaşamdan, fotoğrafın altına dünyayı kurtaracak gibi çok yazı yazandan, Karadeniz’den, Doğu ekspresinden, çok kitap okuyup hepsini paylaşanlardan, kütüphanesini genişletip içini boşaltanlardan, sevimsiz köpek sevicilerinden, salaş giyimden, soluk renklerden, feministlerden..
Her şeyi sıradanlaştıran düzenden nefret ediyordu.


Nefret etme sev, öfkenlenme anlayışlı ol, topluma aykırı olma uyum sağla…




Bunlar hep ona güzel gösterildi. 




Fakat sevmenin içini boşaltan bunca düzenden sonra sevmek yerine nefret edip köşeye çekilmeye başladı.
Köşeye çekildi ve insanların nefret ettiği şeyleri sevdi. 

Kalabalıktan kaçtı, kuytu köşelere çekilmeyen başladı.
Kendine benzeyen insanları aramaktan vazgeçti, insanlara anlayışlı olmaktan yıldı, sevilmek değil sevmenin anahtarını aradı. Zıt olan şeylerde hayr aradı. 
Boş sohbet eden insaların yanından uzaklaştı, sohbet etmedi sustu. 


Şiir sevdi, az kitap okumaya karar verdi, azaltarak kendinden birçok şeyi. 


Ya şiirlerinde içini boşaltırlarsa diye düşündü ama, 
“Geriye bir büyük sessizlik kaldı yü-
reğimde, kalabalıklar, kalabalıklar kadar büyük..
Yalnızım 
Ömür hanım, geceler boyu akıp giden ırmaklar gibi karanlıklar içre, öyle yitik, öyle üzgün, yalnızım…”
diyen, Şükrü Erbaş’ın yolunda gitmeye devam etti. 

Bu yol ancak dünyaya alışmayarak gidilirdi zaten. 




Bir şiir: Kadir Zorlu- Mengene 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: