Çağdaşlık ve Muhafazakarlık

Çağdaşlık kavramı filolojik olarak incelendiğinde aynı çağda olmak dışında herhangi bir anlama gelmiyor. Çağdaşlık aynı çağı paylaşmak, aynı çağın değerleriyle değerlenmek, aynı yargılarla yargılamaktır. Çağdaşlık her zaman iyi midir? Örneğin her iyi çağdaş olabilir mi? Çağdaşlık denilen genel geçer bir olguyu neden zihinsel değer yargılarımızla belirli bir alanda sınırlıyoruz? Neden günümüz Türkiye’sinde çağdaşlık kavramı bazı kavramları örseleyerek diğerlerinin önüne aşılmaz bir set çekiyor.

Günümüzde çağdaş olan ‘doğru olan’ demekti. Oysa çağdaş olan bir şey aynı zamanda kötü de olabilirdi. O zaman çağdaş bir kötünün tahayyülü mümkün olmadığından çağdaşlığın ne devirle, ne içinde yaşadığımız dünyanın anlık koşulları ile bir alakası bulunmamaktadır. Çağdaşlık, günümüzde kasıtlı olarak kullanılan bir ön yargısal setler bütünüdür. Çağdaşlık denildiği vakit, irticayı istemeyen insanların genel zihin yapısı ve çağ kuralların ayak uydurmak zorunda kalıp, uymayanlara ise ayıplama ile bakan hatta bu ayıplamayı nefretin çirkin boyutlarına kadar taşıyan, kendileri için bilmiyorum ama benim nazarımda bir o kadar çirkin olan insanlar bütünüdür.

Çağdaşlığın karşısına büyük ve bir o kadar da aşılmaz setleri bulunan bir kavram inşa edilmiştir: Muhafazakarlık. Günümüz Türkiye’sinde bu iki kavramın büyük çekişmesine şahit olmaktayız. İkisinin arasında kalan insanları toplasanız büyük ihtimalle %10 barajını dahi aşmayacaktır. Bu iki kavramın da yanlış anlaşıldığını ve hatta yazılmaya değer kılacak kadar önemli kılan bir art niyetli öğretilere maruz bırakıldığını söylemek zorundayım.

 

Çağdaşlık: Çağın değerlerine uyum sağlamak. Dinini hatta milletini sevme biçimini çağın gerektirdiği koşullara göre yerine getirme biçimidir. Örneğin yaşama biçimini hayatının belirli evresinde farklı ilerleyen evresinde çok daha farklı değiştirmektir.

Muhafazakarlık: Muhafazakarlık sanılanın aksine geçmişe yönelik değil geleceğe yönelik bir harekettir. Benim oğlum veya kızım da benim şu anki değerlerim ya da yargılarımla çevrili bir yaşam sürsün isteğidir. Yaşam her zaman geçmişteki değerlerle güzeldir anlayışı hakimdir ve gelecek güvensizliklerle doludur. Geçmişi biliyorsun fakat geleceğin ne getireceğinden emin değilsin de bir yaklaşım biçimdir.

Öte yandan bu iki kavramın da belirli kişi veya kitleler tarafından kasıtlı, bilinçli, isteye isteye çarptırıldığını anlamamak için kör kütük kör olmak gerekir. Kavramlar vardır ve siz bu kavramları söylediğinizde yaftalanırsınız. Örneğin iki siyasi isim söylersiniz yaftalanabilirsiniz. Mustafa Kemal Atatürk dediğiniz vakit çağdaşlıkla yaftalanırsınız; Abdülhamit Han dediğiniz vakit muhafazakarlıkla itham edileceksiniz. Kızıl Sultan derseniz de yine çağdaşlık çerçevesi altında değerlendirilecek ve ona göre itibar göreceksiniz.

Kısaca çağdaşlık ve muhafazakarlık ülkenin tanımı konusunda en çok durulan konulardan biridir. Açıkçası tanımları doğru yaptığım konusunda da şüphelerim var. Fakat ister çağdaş olun ister muhafazakar olun ama ne olursanız olun insani olun.