Eleştirel Jeopolitik Nedir?

Eleştirel jeopolitik 1980’den bugüne siyasi coğrafya ve Uluslararası İlişkiler disiplinleri içinde geliştirilen bir yaklaşımdır. Dünya siyasetinde gerçekliğin jeopolitik aracılığıyla kendini gösterdiğine ve okunabildiğine yönelik hakim kanaate karşılık, jeopolitiğin toplumsal, kültürel ve siyasal bir söylem olduğunu ve bu yüzden jeopolitik hakkında konuşanların gerçekte hakikat olduğunu iddia ettikleri varsayımlarının bu söylemden bağımsız düşünülemeyeceğini savunur. Eleştirel jeopolitik aslında tek bir teorik ya da metodolojik temele dayanmaz. Dallby’in dediği gibi ‘’siyasetin coğrafi olarak belirlenmesi siyasetinin’’ kritiğini yapan ve alternative siyasal tahayyül biçimlerinin var olduğunu göstermeye çalışan ‘eleştirel’ bir pozisyon olarak ortaya çıkmıştır. Dünya siyasetinin anlaşılması konusunda objektif olduğu iddia edilen coğrafi önermeleri ve dünya siyasetinin politik-mekansal temsil biçimlerini inceleyen eleştirel jeopolitik, özellikle klasik jeopolitiğin uluslararası politikanın anlaşılmasında hakim pozisyonun sorgulanması suretiyle jeopolitiğin bir kavram olarak kusurlu, pratik bir siyaset biçimi olarak da ideolojik olduğunu ileri sürer. Eleştirel jeopolitiğe göre , jeopolitik coğrafi gerçekliklerin tabii bir şekilde inceleyerek bilgi oluşumuna katkı sağlandığını masum bir girişim değil, son derece ideolojik ve siyasallaşmış bir analiz biçimidir. Diğer bir ifadeyle eleştirel jeopolitik, uluslararası politikanın mekansal veya coğrafi olarak nasıl tahayyül edildiğini ve bunu yaparkende siyasetin küresel mekanı nasıl yazdığını anlamakla uğraşır. Bu argümanlar eleştirel jeopolitiğin kurumsal temelini genel olarak post-yapısalcı çalışmalardan beslenerek inşa ettiğini bize gösterir. Özellikle de Michel Foucault, Jacques Derrida ve Edward Said gibi post-yapısalcı düşünürler eleştirel jeopolitiğin kurumsal çizginin şekillenmesine kaynaklık etmişlerdir.

İnceledikleri alanlar, sorunsallaştırdıkları ölçekler ve kullandıkları metodlar bakımından aralarında bazı farklılıklar olsa da eleştirel jeopolitiği özellikle alanine kurucu isimlerinden olması nedeniyle Gerard O Tuathoil, Simon Dalby ve John Angnew gibi yazarlar üzerinden anlamak mümkündür. Eleştirel jeopolitik, öncelikliolarak jeopolitiği bir söylem olarak tanımlar. Buradaki söylem tanımı sadece post-yapısalci bir metot olarak değil aynı zamanda siyasal bir performans şeklinde anlaşılmalıdır. Eleştirel jeopolitik çalışanlar açısından söylem, ‘’nesnel bilgiye yapılan bağımsız, masum katkılar değildir, aksine, toplumdaki belirli grupların menfaatine hizmet ederek ve belirli bakış ve yorumların kollanıp meşrulaştırılmasını kolaylaştırarak,  ‘iktidar/bilgi’ olarak olrak adlandırdığı şeyde kökleşir’’ Bu anlamda jeopolitik söylem de dil ve dilsel perfomanstan farklı olarak güç ilişkileriyle birlikte oluşan bir bütündür. Bu şekliyle ele alınırsa eleştirel jeopolitik, jeopolitik söylem ve pratiklerden konuşmanın modern devletin temel yapısal özelliklerinden, kurumsal biçimsel mimarisinden  ve devlet aygıtlarının inşa sürecinden, bu süreçte kurucu rol oynayan sosyo-politik iktidar ilişkilerinden bağımsız olamayacağını ileri sürer. Eleştirel jeopolitik çalışanlar, kavramsal olarak jeopolitik yazmayı daha uygun bulurlar. Tuatheil’e göre bu basit bir şekilde jeo(yer) ile politikayı tire(-) ile birbirinden ayırmak değil aksine post-yapısalcı kurumsal bir müdehaledir ve jeopolitiğin iktidar ilişkilerinin bizatihi kendisine içkin olduğunu gösteren jeo-iktidar yapısına işaret eder. Böylece jeo-politik kavramı, bilgi üretimiyle iktidar oluşturma pratikleri arasındaki ilişkilerden ayrı düşünülemeyecek bir şekilde hem ana akım jeopolitik muhakeme biçimlerinde hakim ilke olarak kurgulanan devlet-merkezciliği sorgular hem de devlet kendisini siyasi-topraksal-mekansal bir bütün olarak yeniden düşünmeyi gerekli kılar. Bu yüzden jeopolitikten konuşmak iktidar ilişkilerinden ve yapılarından konuşmak anlamına gelir.

Eleştirel jeopolitiğin kurumsal yaklaşımı ve metodolojisini anlamak için aşağıdaki argümanlarına odaklanmak yeterlidir. Birincisi, jeopolitik klasik jeopolitik geleneğin tanımladığı gibi bir ‘devlet yöntimi’ sanatı değil, kültürel bir fenomendir. Jeopolitik en iyi şekilde devletin kendisine ilişkin hem material hem de temsili mekansal pratikler olarak anlaşılmalıdır. Sonuç olarak jeopolitiğin eleştirel bir biçimde çalışılması öncelikli olarak devletin belirli bir kültürel anlatı etrafında temellendirilmesi mümkün olabilir. Eleştirel jeopolitik bu bağlamda devletin kurucu mitlerini, jepolitik muhayyilelerini, ulusal istisnai temellerini analiz eder ya da bunların basit tasvirler olduğuna yönelik anlatıya karşı bir direnç noktası oluşturur. Eleştirel jeopolitiğe göre devletin ulusal bir cemaat olarak belirlenmesi ve kurulması gerçekte jeopolitik bir eylemdir. Bu eylem birçok ulusal kimlik arsından birini seçmeyi, dışarıya karşı bir sınır çekmeyi ve parçalanmış yerleri homojen bir iç mekana dönüştürmeyi içerir. Bu anlamda jeopolitik muhayyile zaman- mekan diyalektiğini aşkın bir özden üretmek suretiyle ulusal mekan ile ulusal zaman idrakinin uyumundan doğan ve büyük ulusal anlatının inşa edilmesini sağlayan siyasi, kültürel ve toplumsal bir söylemdir. Örneğin Türkiye’ 1930’larda üreti,len ve yazılan Türk Tarih Tezi aynı zamanda jeopolitik bir teoridir ve Türklerin anavatanının Orta Asya coğrafyasının doğal bir uzantısı olduğu ulusal bir anlatı olarak bütün kuşaklara aktarmaktadır. Bunu yaparken sadece coğrafi tanımlamalar ve kavramlar kullandığını iddia etse de aslında coğrafyanın ve tarihin belirli bir temsilini bize aktarmaktadır.

İkincisi, eleştirel jeopolitik mekanın öncelikle çoğul oluşunu, sonra da bir çok şekilde ve formda siyasi olarak inşa edildiğini iddia eder. Bu nedenle devletin günlük eylemlerini şekillendiren sınır-çizici pratiklere ve performanslara özellikle odaklanır. ‘Güvenli içerisi’ ile ‘anarşik dışarısı’ arasında sınıra işaret eden hem devletin materyal sınırlarını hem de kavramsal sınırlarını araştırmanın konusu olarak kurgular. Bu yüzden eleştirel jeopolitik devletin dışı ile ilgilenmez ‘iç’ ve ‘dış’, ‘burası’ ve ‘orası’, ‘yerli’ ve ‘yabancı’nın inşa süreçleriyle, mekanizmalarıyla ve içeriğiyle ilgilenir. Jeopolitik Ashley’nin dış politikayı ‘kendine özgü sınır-üreten siyasi bir performanstır’ şeklinde tanımladığı gibi sınır-üretici siyasal bir eylemdir. Devleti geleneksel ve a priori olarak devletler-arası dış politik ilişkiler sisteminin önüne yerleştirmek yerine sürekli bir biçimde kendini mümkün kılan dışarıya ilişkin performansları aracılığıyla kurulan kültürel yapılar olarak ele alır. Jeopolitiğin sınır-çizici pratikleri hem kavramsal hem kartografik, hem hayali hem gerçek, hem toplumsal hem estetiktir.Eleştirel jeopolitik bütün bu pratiklerin nasıl tek bir söylemsel yumak içinde düğümlendiğini analiz etmekle ilgilenmektedir. Bu şekilde ele alınırsa, örneğin Anadolu’nun Türkiye jeopolitiğinde tek bir temsili yoktur. Anadolu’nun her biri birbirinden farklı olan kültürel,ideolojik ve siyasi temsil biçimi vardır. Eleştirel jeopolitiğin amacı bu temsil biçimlerinin hangi söylemler etrafında inşa edilerek nasıl bir coğrafi anlatıyı kurduklarını açığa çıkarmaktadır.

Üçüncüsü, eleştirel jeopolitik jeopolitiğin tek tip değil çok olduğunu ileri sürer. Bununla jeopolitik söylemlerin ve temsili pratiklerin topluma yayılmasının birçok yolu olduğu kastedilmektedir. Bu bağlamda jeopolitik, merkezileşmiş pratikler bütünü olmak yerine elitist ve popüler ifade biçimleri de olan merkezsizleşmiş  pratiklerden oluşmaktadır. Eleştirel jepolitik üç jeopolitik türü olduğunu ileri sürmektedir. Formel jeopolitik bilim insanları, akademisyenler ve strateji/düşünce kuruluşları tarafından üretilen ve zaman içinde gelenek haline dönüşen jeopoitik muhakeme biçimleri olarak tanımlanmaktadır. Jeopolitik muhakeme, en genel anlamıyla, (dünya) siyasetinin coğrafi kategorilere başvurarak kavramsallaştırılması ve temsil edilme biçimi ya da tekniğidir. Pratik jeopolitik hükümet temsilcileri ve dış politika bürokratları tarafından ortaya konulan ve devletlerin resmi dış siyasetlerinde ifadesini bulan jeopolitk mühakeme biçimleridir. Popüler jeopolitik medya, sinema, romanlar ve karikatürlerde açığa vurulan ve popüler kültürde kendisine yer edinen jeopolitik muhakeme biçimleridir. Örneğin Türkiye’nin köprü olduğu fikri hem pratik ve formel hem de popüler düzeylerde farklı şekillerde sunulur. ‘Köprü ülke’ metaforu pratik olarak dış politikada Türkiye’nin iki medeniyeti ve kıtayı birleştiren, enerji yollarını birbirine bağlayan stratejik bir unsur olarak inşa edilir. Aynı kavramsallaştırma sürekli bir biçimde okul kitaplarında, romanlarda, sinema filmlerinde ve günlük tüketim malzemelerinde tekrar edilerek başka şekillerde düşünmeyi engeller. Bu anlamda eleştirel jeopolitiğin  görevi, köprü ülke metaforunun sadece basit bir coğrafi tanımlama olmadığını ortaya çıkarmaktır.

Dördüncüsü, klasik jeopolitiğin coğrafyayı uluslararası siyaseti sebep-sonuç açısından etkileyen bir güç olarak ele alma yöntemlerini problematize eden eleştirel jeopolitik, bu geleneğin ‘’nesnelliğini, bilimselliğini ve doğallığını’’ reddeder. En önemlisi de klasik jeopolitikte hakim ilke olarak ortaya çıkan ‘tanrı vergisi’ olduğu düşünülen yerleşmiş bilgiyi yerinden etmeye çalışır ve bilginin yorumdan bağımsız oluşamayacağını savunur. Bu anlamda eleştirel jeopolitiğin temel kaygısı, iktidarın ve gücün genel anlamda kaynağı ve yapısını anlamak değil, coğrafya ve jeopolitik söylemlere nüfuz etmiş iktidar birliklerini ve bunların siyasal tekniklerini açığa çıkarmaktır. Analiz merkezinde belirli bir toprak parçası, sınır, bölge ya da mekan gibi kategorik olarak sabitlenmiş şeyler değil, söz konusu kategorilerin nasıl üretildiklerini anlamak için süreçler vardır. Örneğin Türkiye’nin ‘merkez ülke’ ya da köprü olduğunu iddia eden jeopolitik bir tanımlama nesnel olmadığı gibi bilimsel bir tanımlama da değildir. Türkiye coğrafyasının merkez ya da köprü olma halinin doğal bir coğrafi gerçeklik olduğunu söylemek de siyasi bir analiz biçimidir. Bu anlamda eleştirel jeopolitiğin görevi bu söylemlerin oluşumlarını mümkün kılan süreçlerini açığa çıkarmaktır ve bunların ‘hiçbir yerin görüşü’ değil, bir yerin görüşü olduğunu anlatmaktır.

Bir bütün olarak yukarıdaki dört temel argüman bize jeopolitiğe yönelik eleştirel bir metodoloji geliştirmemiz için temel sağlar. Diğer bir ifadeyle eleştirel jeopolitiğin amacı , kabul görmüş hiyerarşileri tersine çevirmek ve kimlik karşısında farklılığı, bütünlük/birlik olarak karşısında parçalanmayı göstermek için klasik jeopolitik gelenek ve uluslararası politikanın mekânsal üretiminde hakim olan logo-merkezci anlatıyı yıkmaktır. Bu strateji iki açıdan önemlidir. İlk olarak, eleştirel jeopolitik çalışanlar,kalsik jeopolitikte bir ‘gerçeklik’ düzeni oluşturan dayatılan sınırlara ve ‘hakikat iddialı bilgiye’ dayalı kurumsal pratiklere hem direnmeyi hem de bu eğilimi tersine çevirmeyi olası kılar.

İkinci olarak ise, bu strateji, dikkatimizi jeopolitiğin söylemsel işleyişine ve iktidar kurucu yanlarına çeker. Bu anlamda eleşrtirel jeopolitikteki eleştirel olma hali, gerçekliğin verili ya da nesnel olmadığından –söylemsel ve tarihsel olarak kurulan bir sisteme tekabül etmesinden-yola çıkarak dünya siyasetinin söylemsel kurgudan ayrık bir sürece sahip olmadığını ileri sürer. Gerçekliğin tarihselliğinin önemine dikkat çektiği ölçüde böyle bir önerme jeopolitik söylemlerin içinde gömülü olan güç ve iktidar yansımalarının sorunsallaştırılmasına yardımcı olur.

Sonuç olarak eleştirel jeopolitik, klasik jeopolitik zihniyetle bütünleşmiş siyasal realizmin yanlı ve tam olmayan dünya siyaseti kurgusunun analitik odağını ‘merkezsizleştirme’ ve dikkatimizi farklı devlet,iktidar ve bilgi oluşumları alternatiflerine yönlendirme amacındadır. Böylece, hegemonya-karşıtı bir pratik oluşturmanın mümkün olduğunu ileri sürer. Bu haliyle eleştirel jeopolitik, yapısalcı ve determinist coğrafi perspektife karşı var olan gerçekliklerin toplumsal, tarihsel ve dilbilimsel kullanımlarının dünyanın resmedilmesi, temsil edilmesi ve inşa edilmesindeki rollerini inceleyen dönüşümsel bir gerçeklik olduğunu ileri süren ve mekana gizemli bir özerklik atfetmekten kaçınan bir analitik çerçeve sağlart. Söz konusu bakış açısı, sosyal dünyanın ve bilginin özneler arası yanını, toplumsal düşüncelerin kurucu rolünü ve aktör ve yapı ilişkisinin karşılıklı oluşunu vurgulamaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir