Genç Osmanlılar, Meşrûtiyet ve II. Abdülhamit

XIX. Yüzyılda Osmanlı Devleti’nin maliyesi iflasın eşiğine geldi. Kırım Savaşları sırasında İngilizlerden alınan borçlar ülkenin uzun yıllar başını ağrıtacak yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti dahi bu sorunun çözümü için diplomatik olarak sıkıntılı bir süreçten geçecekti.

Dış borçlar denilen Osmanlı Devleti’nin kabusu sorun için Mısır’da İngilizler tarafından kurulan idare gibi Osmanlı’da da Duyun-u Umumiye Nezareti (Genel Borçlar İdaresi) kurulacaktı ve Osmanlı ekonomisi iflas bayrağını çekecekti.

Aynı zamanda ülkedeki etnik meseleler de devlet içerisine bölünmeleri ve fikir akımlarının doğuşunu hazırlayacaktı. Osmanlı’dan ayrılan ve ayrılmak isteyen devletler Türk aydınları için bir sorun olmaya başlayacak ve bu sorunun çözümü için uzun ideolojik çalışmalar ve fikir ürünleri ortaya konulacaktı. İşte bunlardan bir tanesi de Genç Osmanlılardı.

XIX. Yüzyılın ortalarından itibaren bu fikir akımı bünyesinde Namık Kemal, Mithat Paşa, Şinasi, Ali Suavi, Ziya Paşa gibi güçlü ve tanına kişileri de barındırarak büyük bir topluluk haline geldi. Savundukları görüş ise Osmanlı’dan ayrılmak isteyen milletlere karşı bir çözüm yolu ortaya koymak ve devlet politikası haline getirmekti. Bunun için de evvela padişahın yetkilerinin bir otorite tarafından kısıtlaması gerekiyordu.

Mithat Paşa aynı zamanda ilk Osmanlı anayasası olan Kanun-i Esasi’yi hazırlayan kurulun başkanlığını yapmıştır.

 

 

 

 

 

 

Avrupai okullarda eğitim gören, Avrupa’yı gezmiş görmüş. Okullarında hangi eğitimi, nasıl sağladıklarını öğrenmiş, çalışmalarda bulunmuş olan bu aydınlar doğal olarak Batı devletlerinde gördükleri yönetim şekillerinden de etkilenmişlerdi. Kendi ülkelerinde benzer ya da aynı bir yönetim şeklini getirmek istiyorlardı. Tamamiyle anayasal bir düzen olmalı ve bu düzen anayasal çerçeveler dahilinde hareket etmeli ve de padişah otoritesini kısıtlaması gerekirdi. Genç Osmanlılar’ın özellikle üstünde durduğu bir yönetim şekli vardı: Meşrutiyet.

Düşünsel hareketlerin fiiliyata geçmesi Mithat Paşa ve arkadaşlarının 30 Mayıs 1876’da Abdülaziz’i tahttan indirerek yerine V. Murat’ı geçirmesiyle başladı. V. Murat sağlık sorunları ve çeşitli ruh hastalıkları olan bir padişahtı. Bu arada Abdülaziz’in bileklerini keserek intihar ettiğini söyleyen Mithat Paşa ve arkadaşları birkaç ay sonra V. Murat’ı tahttan indirdi. Kardeşi Abdülhamit’i tahta geçtiğinde meşrutiyeti ilan etmesi sözüne karşılık Osmanlı’nın son büyük padişahı olacak padişahı farkında olmadan tahta geçirdiler.

Meşrûtiyetin ilanı için öncelikle bir anayasa gerekiyordu. 23 Aralık 1876 tarihinde Kanun-i Esasi (anayasa) ilan edildi. Kanun-i Esasi çerçevesinde iki aşamalı bir parlemento söz konusuydu;

17 Aralık 1908, Mebusan Meclisi’nin açılışı. II. Abdülhamit locada gözküyor.

 

 

 

 

1-) Mensuplarının seçim yoluyla belirlenen meclise Meclis-i Mebusan.

2-) Padişahın atadığı üyelerden oluşan Âyan Meclisi.

İki Meclis’in oluşturduğu parlemento ise Meclis-i Mebusan (Genel Meclis) adı verildi. Toplantı yeri olarak İstanbul’da Cemile Sultan Sarayı’nı kullandıkları da olmuştur.

1876 Anayasası olarak da bilinen Kanun-i Esasi, aslında padişahın egemenlik haklarına bir kısıtlama getirmiyordu. Yürütme yetkisini tümüyle elinde tutan padişah, sadrazam ve vekilleri (bakanları) istediği gibi atayıp görevden alabiliyordu. Meclisin vekiller üzerinde denetim yetkisi yoktu. Padişah, savaş ve barış yapma, istediğinde meclisi kapatma ve yeniden seçimlere götürme yetkisine de sahipti. Ayrıca padişahın kamu yararı için polis soruşturması sonucunda kişiyi sürgün etme yetkisi de vardı.

William L. Cleveland, Modern Ortadoğu Tarihi, İstanbul, 2008 Agora Yayınları

Birinci Meşrutiyetin ömrü uzun olmadı ve II. Abdülhamit 93 Harbi’ni sebep gösterdi ve Mebusan Meclisini süresiz olarak kapattığını açıkladı ve bu karardan sonra Mebusan Meclisi ancak 30 yıl sonra açılabildi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: