Lacivert Kokulu Mektuplar

Ben ondan sonra başka birini zor severim derdim; onun yeri kanepenin sol köşesiydi ya da sokağın ortasındaki ayakkabı boyacısı amcanın hemen arkasıydı. Onu orada görmek, kokusunu orada teneffüs etmek isterdim hep. Biraz tutucu bir insandım. Doğru. Değişsin istemezdim öyle her şeyin başlı başına. Mesela heyecandan gözlerinin büyüyüp küçüldüğü o simitçinin farklı bir anlamı vardı benim için. Benim için o nereye gitse dünya biraz daha o oluyordu. Başka bir şehre taşınsa, şehirlerin ismi değişiyordu nazarımca. Garip bir duygunun içine hapsolmuştum üstelik. Çıkıp kurtulmak istemiyordum. Birileri beni çıkarmaya çalışıyordu düştüğüm yerlerden kibarca teşekkür edip kaybolmak istiyordum boşluklarımda.

Mesela bazen güldüğü olaylar, espriler, insanlar olurdu. Gözümde hepsi benim birer kahramanımdılar. Bazen de üzüldüğü olaylar olurdu. Düşman kesilirdim hepsine. Halbuki içlerinden bazıları masumdu. Ama olsun durum onu gerektiriyordu çünkü.

Kendime bakmayı, işe gitmeyi birer ona ulaşan yollar olarak görüyordum. Ne kadar çalışırsan o kadar yakınlaşırsın; ne kadar okursan o kadar sahiplenirsin derdim. Çok okudum, çok çalıştım; ama gücenmedim bu zamana kadar. Bu zamandan sonra da gücenmem kolay kolay.

İnsanı iki şey yaralar demişti şairin biri, ilki istemediği insanlardan gelen saplantılı sevgi; diğeri beklediği insanlardan gelmeyen en ufak bir ilgi. Ben hep ilgiyi sorguladım onu düşündüğüm vakitler. Çok zaman kaybetmiştim. Çok zaman ve biraz ümit. * Yine kabulümdü. Ben zaman kaybetmelere alışmıştım ve ümidimi kaybetmelere de. Toparlanırdım kısa süre içinde. Hemen evi toparlar, kanepelerin örtüsünü düzler hazır ederdim evi misafirlerime. Misafirlerim ki en beklediğim insanlar. Hatırlarına değil ömürlerine kahve ikram etmek isterdim. Bekledim, hep bekledim.

 

 

*Cemil Meriç