Herkesin Acısı Sevgisi Kadar

Herkesin acısı sevgisi kadar. Herkesin yaşadığı ve duyduğu acı, sevgisi nispetince. Daha çok seversen daha çok ayrılık acısı çekersin; daha çok bağlanırsan daha çok üzülürsün; daha çok sevmezsen daha çok üzülmezsin. Üzülmezsin kısaca sevmezsen.

Sevmek, beraberinde hüznü, ayrılığı ve acıyı da getirir. Her sevgi, dışı çekici; içi ölüm kadar acı bir meyve gibi. Her sevginin sonunda, gerçek bir acı var: Ölüm.

Ölümü unuturuz biz. Her şeyi hesaplar, ölçer biçer ama ölümü hiç o hesapların içine dahil etmek istemeyiz. Çünkü ölüm kötü bir sondur. Geri alamazsınız mesela bilgisayardaki Ctrl+Z tuşuna bastığınız gibi. Bitmiştir. Ve noktalanmıştır.

Çünkü onlar yün örerken pencere önlerinde
Ya da çamaşır sererken bahçelerinde
Birden alıverirler kara haberini
Okul dönüşü bir trafik kazasında
Can veren oğullarının

Hepimizin aklına belirli bir şablon ve o şablonun içini dolduran birkaç sahne geldi öyle değil mi? Ölüm, işte bu kadar keskin bir şey.

Herkesin acısı sevgisi kadar. Ölüm, ölenin ardından koca bir boşluğu önünüze koyar. Ve size bunla yaşamanızı ister. Zordur, dayanılmazdır ya da kolay unutulurdur. Ayrımı yapan sevginizin büyüklüğü.

Her zaman, ölenin eşi ya da bir başkası değil de annesi ya da babasını düşünür daha bir mutsuz olurum. Zira annelik ya da babalık, hiçbir zaman olmayanların anlayamayancağı bir duygu olsa gerek.

Bazen de “ölüm hiçbir şey de arkada kalanlar olmasa” der, üzüntümü bir kademe daha artırırım. Sevgilerinden şüphe duymadığınız insanların akıp giden hayatı, sizden uzakta, bir ömür boyu yaşamak zorunda olmalarını düşünmek, size ağır bir yükü omuzlarınızda taşımaktan bin kat daha ağır bir yükü, beyninizin içinde yaşamak gibi büyük bir külfeti sunar.

Herkesin acısı sevgisi kadar. Herkes, acısını sevgisi nispetince yaşıyor.