İçi Boşalan Türkü Kavramı

Eskiden türkülerin yazılmak için geçerli sebepleri vardı. Örneğin aşk acısı çekmek, kavuşamamak gibi sebepler türkü yazmak için iyi nedenleri. Ve zamanında yazılmış türküler, yazıldığı zaman içerisinde, dönemin yaşam koşullarını barındıran öğeler sunuyordu bizlere. Aynı zamanda türkü yazmak için bahsettiğim günlük yaşam koşullarından ve gündelik hayattan kesitler sunmak da gerekiyordu. Örneğin suya gider allı gelin, has gelin türküsünü ele alalım. Yazıldığı dönem ve coğrafya içerisinde su, kolay bulunan ve evin içerisindeki bir musluktan alınıp kullanılan bir şey değildi. Suya gitmek diye bir deyim vardı. Kovalarla su taşımak, su testisi gibi deyimler, öz deyişler vardı aynı zamanda. Ve üstelik allı gelin diye de bir kavram varmış. Belki başına bağladığı yemeniden dolayı belki de yanaklarının kırımızılığından dolayı bu isim ona yakıştırılmıştı.

Şimdi şöyle bir soru sormak istiyorum. Bu zamanda türkü yazmaya değer ne kaldı? Örneğin suya gider allı gelin türküsünü veya çırpınıp da şan ovaya çıkınca, eğlen şan ovada kal acem kızı türküsünü yazabilir mi bir nesil? Mesela bu alternatiflerin yerine kuaföre gider, allı gelin veya Instagramda dolaşır has gelin diye bir türkü yazılabilir mi? Halbuki yazılması lazım. Türküler bir devrin yaşam koşullarını ele alıyorsa bu devrin yaşam koşulları veya gündelik hayattan kesitler de türkülerin içinde yer alması lazım. Ama böyle bir şey ne kulağa hoş geliyor ne de türküye, türkünün sözlerine yakışık alıyor.

Türkülerin yazılması için elbette toplumsal bir olay, ortak bir duygu veya herhangi bir bilinç gerekir. Suya gider allı gelin dediğimiz zaman o gelin sadece suya gitme eylemini yapmaz. Sizin gönlünüzde veya kalbinizde farklı eylemlere kalkışır. Ama şöyle denmez. Kuaföre gider allı gelin. Neden çünkü insanın aklına başka bir şey veya çağrışım gelmiyor.

 

Türküleri yaşatmak için, hisleri kuvvetli dizeler yazmak gerekir her şeyden önce. Tek bir tarafa çekilecek sözler değil, her sözü başka yöne çekilecek türküler yazılmalı. Dert çeken oldukça türkü var olur diyerek İbrahim Erkal’ı saygıyla ve özlemle anarak yazıma son vermek istiyorum. Hoşçakalın.