İki Seçenekli Türk Tarihi

Ülkemiz bu konuda ikiye bölümmüş. İlk zümre tarihinin sadece Türkiye Cumhuriyeti olduğunu savunanlar. Onlara göre bütün bir tarih yalnızca inkılaplarda, Atatürk dönemi ve sonrası Türkiye’de.

Diğer bir zümre ise tarihinin sadece Osmanlı Devleti olduğunu savunanlar. Onlara göre ise tarih,geçmişe duyulan özlemde, padişahların veya devlet adamlarının büyüklüğünde gizli.

Üçüncü zümreden olan kişilerse ne yazık ki azınlık durumunda. Türkiye Cumhuriyeti de Osmanlı Devleti de Göktürkler de bizim, kurduğumuz ve yıktığımız devletlerin hepsi bizim devletimiz diyen kişiler.

Türkiye Cumhuriyeti ile Osmanlı Devleti arasındaki tarihsel yakınlıktan mı nedir bilinmez ama bu iki devletimiz arkalarında kendilerini başka devletimiz yokmuşçasına savunan geniş kitleler barındırmakta.

Kutsallaştırma, yüceltme, çirkinini hoş görme, yanlışlarına yanlış diyememe gibi çok uç noktalara kadar gelen bir çatışma, bir kör taassup zihniyeti.

Her iki kitlede de şu anda kendilerini o dönemde hissettiren konuşmalarıyla ya da demeçleriyle hitap ettiği insanları kendilerini oraya aitmiş düşüncesini aşılayan kişi ya da kişilerin yanında saf tutmuş durumda. O kişilerin arkasından kulaklarını tıkamış, gözlerini yummuş vaziyette sürüklenmek kendilerini onların sularına bırakmak istiyorlar.

Yönetenlerin de işine geliyor elbette ki bu durum. Hep aynı noktalara isabet etmiş,yaralarına tuz basılmış, bir kıvılcımla cereyana hazır büyük-küçük, etkili-etkisiz her türden kitle yönetenler için bulunmaz nimet.

Millet olarak tarihimize bağlanmayı, tarihimizle yaşamayı ve büyümeyi seven bir yapıta sahip olduğumuzdan dolayı kırılganlıklarımız da doğal olarak çok fazla.

Hep bu iki nokta arasında sıkışıp takılı kalmak, kurtulamamak, açması giderek zorlaşan kördüğümün iplerini iyice geren etmenlerdir.

Üçüncü zümre olma yolunda evvela kulağımıza tıkadıklarımızı sonra gözümüze çektiklerimizi çıkarıp atmak gerekir.

Anlamak, anlamlandırmak, nedenini sormak ve araştırmak gerek.

İki devletin de yapıları gereği birbirlerinden çok farklı devletler olduğu gerçeğini bilmek, hatalarını, yanlışlarını herhangi bir fayda gütmeden ‘mantık’ çerçevesinde değerlendirmek lazımdır.

Hedefi rakamlar olan bir ülke değil; hedefi değerler olan bir ülke, bir millet olmalıyız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir