İnsan Yazgısını Değiştiremiyor

İnsan yazgısını değiştiremiyor ne yazık ki. Bahtsız bir insan ne yapabilir de bahtını değiştirebilirdi ki? Hiçbir şekilde bir ağrı gibi yapışır boyuna yazgı dediğin. Söküp atmak istersiniz ama beyhude bir çabadan öteye gitmeyeceğini er ya da geç; iyi veya kötü anlarsınız. Ve anladığınız vakit, kabullenmek istemezsiniz, öfkelenir ama eninde sonunda kabul edersiniz.

Yazgısını yaldızlı çokomel kağıdını düzelttiği gibi tırnaklarıyla düzeltemiyor insan. Didem Madak özetlemiş. Kolay değildi yazgısını değiştirmek. Hatta bir rivayete göre öyle birisi hiç yokmuş. Ne yapsak boş, ne desek yalan. Ne diyecektik ne söyleyecektik şairlerin şahı olsak.

Bu kadar karamsarlık yeter. Bir de şöyle bakmak lazım. Bu bizim yazgımız yani biz yazgımızın dışına çıkamıyoruz ki ufak şeyler dışında. Olması gerekenler oluyor olmaması gerekenler de olmuyor. Yani bir şeylere kavuşmak, sahip olmak için kendimizi yıpratmamızın hiçbir anlamı yokmuş o zaman. Kader deyip geçmek gerekir. Tamamen kadercilik ise çok büyük bir risk ve kötülüktür. Tamam, biz elimizden geleni yapacağız, gayret edeceğiz ama şunu yapmayacağız: Neden olmadı, çok istemiştim, niye ben değilim gibi soruları sormayacağız, soracağız fakat bunu bir kez soracağız.

Bir şeyi bir kez demekle bir milyon kez demek arasında ne fark vardı? El Cevap. Bu bahsi kapayalım ve şu aralar en sevdiğim sözle sizleri tanıştırayım: Hayırlısı. Eskiden söylediğim anlarda benim için neden hayırlı değil gibi düşüncelere kapılırdım ama meğer hayırlısı demek, senin için olmayan bir şey başkası için hayırlı olsun demekmiş. Beklemek, sabretmek, isyan etmemek ve akışına bırakmak demekmiş. Artık her istemediğim ve kötü olaylar karşısında hayırlısı demek ihtiyacı hissediyorum.

Yazgımızı değiştirmek gibi über yeteneklerimiz olmadığına göre bize düşen en mukaddes sözcük hayırlısı demektir. Ne isyan, ne sükut. Her şeyin arasında, iyinin yanında, pesimistliğin uzağında bir söz. Ne güzel bir söz: Hayırlısı…