Koşuşturmanın Verdiği Zevk

Koşuşturmanın verdiği bir tatlı zevk var kabul etmek zorunda olduğumuz. Bir işten çıkıp başka bir işe; bir yerden çıkıp öbür yere gitme her zaman kötü olmak zorunda değildi. İnsan bu keşmekeş ve kafayı kaldıramama halini de sevebiliyordu. Sadist bir duygudan çok, özlenilen bir duyguydu.

Özellikle birkaç haftalığına kafanızı dinlediğiniz anlarda boş kalmama dürtüsü oluşuyor insanın içinde. Boş kaldığınız anlarda alışamama hali oluşuyor insanın içinde. Telefonlara bildirimlerin yapmasını, bir aramayı kapatıp öbürünü açmayı, mesai saatini en verimli şekilde doldurmayı, aynı anda birkaç işi beraber götürmeyi insan gerçekten de özlüyor.

Garip bir duygu olduğunu söylemeye gerek yok sanırım. Halbuki insan kendini boş yere yormayı, meşgul etmeyi sevmeyen bir canlı olması gerekirken bazen bu yoğun halini özleyebiliyor. Ne biçimde olursa olsun yoğunluk çoğu zaman insanın kendisini iyi hissettirmesine sebep oluyor. İnsan boş kaldığında normalde o zamana kadar yapmamış olduğu faaliyetlere baş vuruyor.

En güzeli ise yerinde yoğunluktur. Örneğin cumartesi ve pazar dinlenmek; hafta içi çalışmak gibi gayet standart bir çözüm yolu var. İnsanoğlu zamanı saatlere, günlere, haftalara, aylara bölmüş. Alışmışlığımız olsa da en ideal zamanı yönetme biçimi haftayı çalışma ve çalışmama; saatleri de yine aynı şekilde bölmek olmuştur.

Yoğunluğu bu saatlere göre ayarlamak en iyisiydi. Zamansız yoğunluk strese hatta kaygıya neden olur. Kontrollü yönetilen bir yoğunluk zamanı her zaman iyidir. Çalışmak klişe olacak ama insanı dinç tutar. Melankoli, çalışmakla değil; çalışmamakla ve işsizlikle baş gösterir. Uzun lafın kısası yoğunluk eğer zamanlıysa her zaman iyidir.