Medyanın Sorunları

Medyaya bizim istediğimiz şeyleri mi yazıyor yoksa medya ya kendi çıkarları için ya da iktidarla ters düşmemek için bilineni ya da bilinmesi isteneni mi yazıyor? Ya da şu anda gerçekten muhalif diye adlandırdığımız gazetelerin gerçekte ne kadar muhalif olduğunu, ciddi manada muhaliflik yaptığını nerden bilebiliriz? Tüm yönleriyle gazeteciliğin ayaklar altında olduğu ülkemizde işini namusuyla yapan görevlilerin sayısı hayli az. Ve bu medyadaki ters işleyiş, kitleleri de aynı oranda olumsuz yönde etkilemeye devam etmektedir.

Medya neden vardır? Medya bilgiyi edinme ihtiyacını karşılamak için vardır. Bilgiyi edinme konusu, yandaş, muhalif veya asparagas şekliyle de olabilir. Merakı gidermek için var olan medyanın ülkemizdeki en önemli görevi, merakı olabildiğince örselemek haline gelmiştir.

Medya, halkın sesi olacak bir kurum olması gerekirken, iktidarın propagandasını yapan işlevsiz bir kurum haline gelmiştir. Bu, gelişmemiş ülkelerde görülen tipik bir monarşik düzenin yansımasıdır. Öte yandan iktidarın aleyhtar söylemelere ve kalkışmalara karşı uyguladığı sansür, sanıldığı kadar ileri düzeyde olmayan bir sansürdür. Şöyle ki, yazarlarımız ve aydınlarımız bu işin ya farkında değiller ya da farkında olmaları işlerine gelmiyor. Aydın kadro ve yazarlar bu vaziyette iken halkın medyadan verim alabilmesi mümkün mü?

Aynı zamanda, şu halde yazarlarımızın akıllarındaki sansür, iktidarın uyguladığı sansürden çok daha tesirli ve önemlidir. Örneğin muhalif hareketler içinde ve sorgulayıcı kimlikte olan gazetelerin seslerinin yükseltmesi durumunda iktidarın sansürü ne derece etkileyici olabilir?

Ve tabi herkes, geleceğinin ve ekmeğinin derdinde. Şimdi gerçekten de aklından geçenleri ve bildiklerini yazan gazeteciler, bir gün iktidarın zulmüne uğrayacaklarını adları gibi biliyorlar. Bu görünmeyen baskı sayesinde yazarlar ve aydın kadro muazzam bir sindirme politikasına maruz kalıyorlar. İşin sonunda ekmek varsa her şeye katlanmak da mümkün oluyor.

Örneğin Türk tarihinde II. Abdülhamit’in İstibdat dönemimi ele alalım. Sansür uygulaması o kadar geniş bir etki bırakmıştı ki Tanzimat’ın ikinci dönemi İstibdat döneminin baskılarıyla şekillenmiştir. Tanzimat’ın ikinci dönem yazar ve şairlerinin bireysel konulara yönelmesinin en önemli sebebi, hükümetin uyguladığı baskıcı politikadır. Peki karşı çıkanlar ne oldu? Mesela Namık Kemal gibi? Ya Malta’ya ya da Kıbrıs’a sürüldüler. Yani sesleri kısıldı.

Muhalif hareketlerin artması demek özgürlük ve demokrasi demek midir? Elbette ki her vaziyette kişiye özgürlükler sunan, kişilerin düşüncelerine saygı duyan bir sistem, gelişmiş ve örnek bir devlette doğal olarak var olan bir olgudur. Muhaliflerin seslerinin kısılmasını isteyen bir iktidarın halktan gizlediği bir şeyleri veyahut da yanlış ilerleyen birtakım politikaları var demektir. Yoksa bir iktidar neden sansür gibi ilkel bir uygulamaya kalksın ki?

Bir diğer ihtimal var ki o da muhalefetin gerçekten de yalan ve aslı olmayan haberler çıkarmada hep beraber ağız birliği etmesidir. Fakat bir toplumda gerçeği her vaziyette söyleyen insanlar her zaman vardır?